Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Ṭāḳ-i ḥüsninden naẓar eyle ḫam-i ebrūsına
Fitne ögredür egilmiş ġamze-i cādūsına
Pençe-i reşk ile sünbül gögsin eyler şāḫ şāḫ
Şāne el urduḳça yāruñ ‘anberīn gīsūsına
Başlar üzre yir iderse yiri var āyīnenüñ
Ol şehüñ öpdi elin sürdi yüzin zānūsına
Ey ṭabīb-i cān ü dil ḳo derd ile ölsün raḳīb
Şerbet-i la‘l-i lebüñ emdür bu dil ṣayrusına
Ey Refīḳī ṣan muḳārindür hilāle āfitāb
Devr-i ḥüsninde naẓar eyler ḫam-i ebrūsına

Günümüz Türkçesiyle

1. Güzelliğinin kemerinden kaşının kavsine bak; eğilmiş, büyücü bakışına fitne öğretiyor.

2. Tarak sevgilinin amber kokulu zülfüne el uzattıkça sümbül kıskançlık pençesiyle göğsünü dal dal yırtar.

3. Ayna başların üstünde yer edinirse yeridir; o şahın elini öptü, dizine yüzünü sürdü.

4. Ey can ve gönül hekimi, bırak rakip derdiyle ölsün; bu gönül hastasının ilacı senin dudağının şerbetidir.

5. Ey Refîkî, sanırsın güneş hilalle kavuşmuştur; onun güzelliğinin devrinde (yüzü) kaşının kavsine bakar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Aynanın Ayrıcalığı

Üçüncü beyit, sevgilinin eşyasından birine imrenir. Ayna “başlar üzre”, yani başların üstünde yer edinirse buna hakkı vardır: sevgilinin elinde tutulmuş, onun elini öpmüş, dizine konduğunda yüzünü onun dizine sürmüştür. El öpmek ve dize yüz sürmek, saray âdabında büyüğe gösterilen saygının işaretleridir; ayna bu saygıyı göstermiş ve karşılığında sevgiliye en yakın olmuştur. “Başlar üzre” deyimi de hem saygıyı hem aynanın yüksekte asılı durmasını çağrıştırır. İkinci beyitte tarağın zülfe dokunması, sümbülü kıskançlıktan göğsünü yırtmaya götürür; sümbülün dal dal ayrılmış yaprakları yırtılmış bir göğse benzer.

Matla ile mahlas beyti aynı kafiye kelimesiyle, “ḫam-i ebrūsına” (kaşının kavsine) ibaresiyle biter. Bu, kafiyenin gazelin başında ve sonunda tekrarlanmasıdır ve gazeli bir halka gibi kapatır. Matlada eğilmiş kaş, altındaki gözün bakışına fitne öğreten bir hoca gibidir; son beyitte ise güneş ile hilal kavuşmuştur: yüz güneştir, kaş hilaldir ve güzelliğin devrinde yüz, kaşın kavsine bakar. Güneş ile ayın “muḳārin” olması, Refîkî’nin başka bir gazelinde de talihin işareti olarak geçer (Gazel 48). Dördüncü beyitte eski Türkçe “ṣayru” (hasta) kelimesi, hekim ve şerbet imgeleriyle birlikte sade bir söyleyiş kurar.

Mesîhî Beg’in Zemini

Gazelin bilinen tek kaydı Pervâne Bey’in derlemesindedir. Zemin, başlıkta Vardar’dan ve tımar sahiplerinden olduğu söylenen Mesîhî Beg’in “Baġlamasaydum seni bir dil-berüñ gīsūsına / Dest-res bulmazduñ ey dil dil-berüñ pā-būsına” gazelidir. Refîkî zeminin “gīsūsına” kafiyesini ikinci beytinde aynen kullanır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar