Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün (remel-i mahbûn)

Bir gice mihr-i ruḫuñ vaṣfın iderken ḳamere
Ṭāḳatin ṭāḳ idüp ḳāmeti döndi kemere
Reşkden bedr-i münīrini hilāl eyledi rāst
Ol s̱emer naḫline baḳ bār-i ġam oldı s̱emere
Ey niçe giceler olmak gerek ey dil bīdār
Tā senüñ şām-i ġamuñ irişe bir dem seḥere
Aġzınuñ dadını bilmez begüm Allāh bilür
Beñzeden kimse senüñ ḳāmetüñi ney-şekere
Ḫaṭ mıdur yār ruḫı dā’iresinde görinen
Yoḫsa īmāna mı geldi bir iki ḳaç kefere
Gerd-i rāhuñ var iken sürme görinmez gözine
Maḫfī olmaya hüner merdüm-i ṣāḥib-naẓara
Olımaz çeşm-i Refīḳī dür-i dendānuñsuz
İhtiyācı yoġ iken baḥr-i muḥītüñ gühere

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir gece yanağının güneşini aya anlatırken ayın takati tükendi, boyu bükülüp kemere (hilale) döndü.

2. Kıskançlıktan parlak dolunayını doğrusu hilale çevirdi; o meyve ağacına bak, gam yükü onun meyvesi oldu.

3. Ey gönül, senin gam akşamın bir an sabaha erişsin diye nice geceler uyanık kalmak gerek.

4. Beyim, Allah bilir, senin boyunu şeker kamışına benzeten ağzının tadını bilmez.

5. Sevgilinin yanağının dairesinde görünen ayva tüyü müdür, yoksa birkaç kâfir imana mı geldi?

6. Yolunun tozu varken sürme onun gözüne görünmez; hüner, görüş sahibi gözbebeğinden (insandan) gizli kalmaz.

7. Refîkî’nin gözü senin diş incilerin olmadan duramaz; oysa her yanı kuşatan denizin inciye ihtiyacı yoktur.

Edebî ve Tarihî Yorum

İmana Gelen Kâfirler

Gelenekteki bir benzetme beşinci beyitte beklenmedik bir yöne döner. Sevgilinin yanağında beliren ayva tüyü, divan şiirinde çoğu zaman Kur’an harflerine, “hat”ta yazıya benzetilir; Refîkî ise soruyu başka bir yerden sorar: yanağın dairesinde görünen tüy müdür, yoksa birkaç kâfir imana mı gelmiştir? Kara tüyler kâfirlere, yanağın dairesi de İslâm’ın çevresine benzetilir; tüylerin yüze yerleşmesi, kâfirlerin imana gelip o daireye girmesi gibidir. Beyit böylece güzelliğin zaman içindeki değişimini bir din değiştirme sahnesiyle anlatır.

Matla ay ile güneşin kıskançlığını işler: âşık yanağın güneşini aya anlatırken ayın takati “ṭāḳ” olur, tükenir; “ṭāḳat” ile “ṭāḳ” arasındaki cinas, ayın gücünü yitirip hilale, “kemer”e dönmesini hazırlar. “Ḳamer” (ay) ile “kemer” de kafiyede birbirine yankı verir. İkinci beytin ikinci mısraı kapalıdır; aktarım gam yükünün bir ağacın meyvesi olduğu yönünde bir okuma verir. Dördüncü beyitte şeker kamışı benzetmesi reddedilir: sevgilinin boyunu şekere benzeten onun ağzının tadını bilmiyordur, çünkü asıl tatlılık ağızdadır. Altıncı beyitte “merdüm” yine hem gözbebeği hem insandır; Refîkî bu çift anlamı başka gazellerinde de kullanır (Gazel 4, 27, 35). Mahlas beytinde gözyaşıyla dolu göz bir denizdir; deniz inciden yana zengin olsa da âşığın gözü sevgilinin diş incilerine muhtaçtır.

Konyalı Nizâmî’nin Zemini

Bu gazelin tek tanığı Pervâne Bey Mecmuası’dır; orada Konyalı Nizâmî Çelebi’nin “Yüzidür nükte atan ḥüsn ile şems ü ḳamere / Sözidür ṭa‘ne iden ṭu‘m ile şehd ü şekere” matlalı gazelinin nazireleri arasında yer alır. Refîkî zeminin “ḳamere” ve “şekere” kafiyelerini kendi gazelinde yeniden kullanır. Vezin, mecmuanın bölüm başlığında gösterildiği gibi remel-i mahbûndur. Edirneli Nazmî’nin mecmuasında bu şiirin bir karşılığı bulunamamıştır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar