Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün (remel)

Ş’ol ḳadar ma‘mūr olur ‘īd olıcaḳ vīrāneler
Elden ayaḳ baṣmaġa yir mi bula peymāneler
Gerden-i ‘uşşāḳda yārüñ kemend-i zülfini
Çözmek içün her seḥer dendān olurlar şāneler
Dām-i zülfüñe göñül murġı nite ṣayd olmasun
Ḫırmen-i güldür yüzüñ ḫāl-i siyāhuñ dāneler
Mevsim-i ‘īşa gelicek rūz-i ‘īd ey gül-‘iẕār
Bülbül-i ser-mest-veş cūşa gelür mey-ḫāneler
Zülfinüñ sevdāsıla şem‘-i ruḫında ey Refīḳ
Dün gice yandı oda döne döne pervāneler

Günümüz Türkçesiyle

1. Bayram gelince viraneler (meyhaneler) öyle dolar ki elden ele dolaşan kadehler (ayaklar) ayak basacak yer bulamaz.

2. Âşıkların boynundaki sevgilinin zülfünün kemendini çözmek için taraklar her sabah dişlerini takınır.

3. Gönül kuşu zülfünün tuzağına nasıl av olmasın; yüzün gül harmanı, kara benlerin de onun taneleri.

4. Ey gül yanaklı, zevk mevsiminde bayram günü gelince meyhaneler sarhoş bülbüller gibi coşar.

5. Ey Refîk (ey arkadaş), dün gece pervaneler onun zülfünün sevdasıyla yanağının mumunda döne döne ateşe yandı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kemalpaşazâde’nin mi, Refîkî’nin mi?

Bu gazelin aidiyeti, Refîkî’nin şiirleri arasındaki en ilginç sorudur. Pervâne Bey Mecmuası onu “Naẓīre-i Refīḳī” başlığıyla, Revânî’nin “Rūz-i ‘īd oldı yine güm güm öter mey-ḫāneler” zemininin nazireleri arasında verir. Nazmî’nin derlediği Mecma‘u’n-Nezâ’ir’de ise aynı gazel “Ez-ân-ı Kemâl Paşa-zâde” başlığını taşır, yani Kemalpaşazâde’nin kendi gazeli olarak, bir zeminin başında durur; Refîkî’nin iki nazîresi (Gazel 15 ve 16) de bu zemine yazılmıştır. İki metin arasındaki farklar küçüktür: Mecma‘ matlada “mey-hâneler”, dördüncü beyitte “hum-hâneler” okur, Pervâne bunların yerine “vīrāneler” ve “mey-ḫāneler” der.

Kararı en çok etkileyen yer son beyittir. Mecma‘ metninde “şem‘-i ruhında ey refîk” ifadesi küçük harfle, “ey arkadaş” anlamında basılmıştır; Pervâne’de ise “ey Refīḳ” mahlas olarak okunur. Refîkî’nin mahlasını vezin gereği “Refîk” biçiminde kısalttığı başka gazeller vardır (Gazel 16, 32, 49, 54); Kemalpaşazâde ise şiirlerinde “Kemâl” mahlasını kullanır ve Mecma‘daki metinde bu mahlas geçmez. Öte yandan Mecma‘, Refîkî’nin çağdaşı olan Edirneli bir şairin derlemesidir ve gazeli açıkça Kemalpaşazâde’ye bağlar. Pervâne Bey Mecmuası aynı kafiyede Kemalpaşazâde’ye ait başka bir gazele de yer verir (“Her seḥer bād-i ṣabā müşgīn ṣaçını şāneler”); başlıktaki ad orada neşirde köşeli parantezle tamamlanmıştır. Kemalpaşazâde divanının neşri bu çalışmada görülemediği için gazelin orada bulunup bulunmadığı söylenemez. Bu sayfa gazeli Pervâne metniyle ve tartışmalı bir şiir olarak verir.

Kadehin Ayağı

Matla bir kelime oyunuyla açılır: eski Türkçede “ayak” hem ayak hem kadeh demektir. Bayram günü meyhaneler o kadar dolar ki elden ele dolaşan kadehler, yani “ayaklar”, basacak yer bulamaz. İkinci beyitte taraklar, âşıkların boynuna dolanan zülüf kemendini çözmek için her sabah diş takınır; tarağın dişleri hem bir alet hem bir kararlılık işaretidir. Üçüncü beyitte yüz gül harmanı, benler o harmanın taneleridir. Son beyitte pervaneler sevgilinin yanağının mumunda döne döne yanar; zülfün sevdası ile mumun ateşi, Gazel 16’nın matlaındaki mum ve pervane imgesini hatırlatır.

Kaynakça

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar