Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Şol zamān kim üfleyüp ney-zen neye aġzın boza
Mest ü şevḳ u zevḳ olup boynın ege çeşmin süze
Pādişāh-ı ḥüsn sen çoḳ da niḳāb-ı rūyına
Virmeyüz ey şu‘le-ruḫ alışmasun yüze göze
Noḳṭa-i ḫālüñ görüp şevḳum bir iken oldı on
Şerḥalarla dāġlar āḥād iken çıḳdı yüze
Geldi ḫaṭṭ ruḫsārına serd oldı dilde kār-ı ‘aşḳ
Ol bahāra dutdı yüz ammā irişdük biz göze
Ḫaṭṭı bulduḳca teraḳḳī ‘āşıḳın tebrīd ider
Zemherīr olur gice olduḳca ġālib gündüze
Yaḳasından giçirüb evlād idüp baḳsa n’ola
Cāmede öksüz şehāsā ehl-i devlet öksüze
Ṣāḥibā çāvuş-ı şīrīnkār-ı ḫāme olmasa
Ḫüsrev-i endīşenüñ kimdür ki dīvānın düze
Günümüz Türkçesiyle
1. O vakit ki neyzen neye üfleyip ağzını büzer, sarhoş, coşkun ve keyifli bir hâlde boynunu büker, gözlerini süzer.
2. Ey güzellik padişahı, yüzünün peçesine pek yüz vermeyiz; ey alev yanaklı, (peçe) yüzüne gözüne alışmasın, yüz göz olmasın.
3. Beninin noktasını görünce bir olan özlemim on oldu; göğsümdeki yarık yarık yanık izleri birlikler basamağından yüze çıktı (hem yüze vurdu, hem yüzlere ulaştı).
4. Yanaklarına ayva tüyü geldi, gönülde aşk işi soğudu; o (yüz) bahara döndü, ama biz göze (pınar başına ya da tomurcuğa) eriştik. İkinci mısraın "göz" kelimesinde hangi anlamın kastedildiği kesin değildir.
5. Ayva tüyü ilerledikçe âşığı soğutur; gece gündüze galip geldikçe kara kış (zemherir) başlar.
6. Ey padişah, devlet ehli bir öksüzü yakasından geçirip evlat edinse ve ona baksa buna şaşılmaz; kaftanın içinde de bir "öksüz" bulunur. Beyit kapalıdır; ikinci mısraın "câmede öksüz" sözü kesin anlaşılamıyor.
7. Ey Sâhib, tatlı işler gören kalem bir çavuş olmasa, düşünce padişahının divanını kim düzene sokar?
Edebî ve Tarihî Yorum
Kalem bu gazelin son beytinde bir divan çavuşudur. Çavuşlar, Divan-ı Hümayun'da düzeni sağlayan, gelenleri sıraya koyan ve emirleri ileten görevlilerdi. Sâhib düşünceyi bir padişaha, kalemi de onun çavuşuna benzetir: kalem olmasa düşüncenin "divanı" düzene girmez. "Divan" kelimesi aynı zamanda şiir kitabının adıdır ve beyit, şairin kendi divanını düzenleyen kaleme bir teşekkür gibi de okunabilir.
İlk beyit bir neyzenin çalış biçimini anlatır. Ney üflenirken dudaklar büzülür, baş hafifçe yana eğilir, gözler yarı kapanır; şair bu duruşu bir sarhoşluk ve coşku hâli olarak görür. Divan şiirinde ney çoğu zaman inleyişiyle anılır; burada ise çalan kişinin yüz ifadesi gözlemlenmiştir ve sahne bir meclisten alınmış gibidir.
Üçüncü beyit, 99. gazelin mahlas beytindeki buluşu tekrar eder: ben bir noktadır, Arap rakamlarında sıfırdır ve özlemi birden ona çıkarır. Burada şair bir adım daha atar: göğüsteki yara izleri "âhâd" (birlikler) basamağından "yüz"e çıkar. "Yüz" hem yüzler basamağı hem de insan yüzüdür; yaralar hem sayıca artmış hem de yüze vurmuştur.
Beşinci beyitte ayva tüyü kışa benzer. Tüy yanağı kapladıkça âşığın aşkı soğur; tıpkı gecelerin uzayıp gündüzleri geçtiği zemherir günlerinde olduğu gibi. Gazelin bugüne ulaşan tek kopyası İstanbul Üniversitesi'ndeki T. 738 yazmasındadır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 204, gazel 102 (İÜ Ktp. T. 738, vr. 23a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






