Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Āteş-i ‘aşḳuñ olup başuma iklīl gibi
Dūd-ı āhum dolanur üstüne mendīl gibi
Oldı ebrūsına peyveste dil-i sūzānum
Fi’l-meṡel küşe-i miḥrābda ḳandīl gibi
Kimse ol āyīne-i ḥüsnle yek-ten olamaz
Bī-vücūd olmayıcaḳ naḳş-ı temāṡīl gibi
Mihr-i rūyı o mehüñ itdi tevārī ḫaṭda
Sünbüle burcuna şems itdigi taḥvīl gibi
Çār-ebrūsı ḫayāliyle tenüm oldı ża‘īf
Meẕheb-i çār-meyānında olan ḳıl gibi
Bir büt-i ‘işve-nümā nüsḫa-i taḥḳīḳ-i dili
Beste-i deyr-i mecāz eyledi İncīl gibi
Tūtiyā itmeyicek ḫāk-i der-i dil-dārı
Kimse almaz seni Ṣāḥib gözine mīl gibi
Günümüz Türkçesiyle
1. Aşkının ateşi başıma bir taç gibi oturunca, ahımın dumanı onun üstüne bir sarık bezi (mendil) gibi dolanır.
2. Yanan gönlüm onun kaşına bitişti; tıpkı mihrabın köşesindeki kandil gibi.
3. Kimse o güzellik aynasıyla bir beden olamaz; ancak suretlerin görüntüsü gibi bedensiz olursa olur.
4. O ayın güneş yüzü ayva tüyünün içinde gizlendi; tıpkı güneşin Başak (Sünbüle) burcuna geçişi gibi.
5. Dört kaşlının (bıyığı yeni terlemiş gencin) hayaliyle bedenim, dört mezhep arasındaki kıl kadar fark gibi zayıf düştü.
6. Cilve gösteren bir put, gönlümün hakikat kitabını İncil gibi mecaz manastırına bağladı.
7. Ey Sâhib, sevgilinin kapısının toprağını göz ilacı (tutya) etmedikçe kimse seni sürme mili gibi gözüne almaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Beşinci beyit iki ayrı "dört"ü yan yana getirir. "Çâr-ebrû" (dört kaşlı), bıyığı yeni terlemiş delikanlı için kullanılan bir sıfattır: kaşların altında beliren ince bıyık, yüze ikinci bir çift kaş ekler. Ötekisi dört Sünni mezheptir; mezhepler arasındaki ayrılıkların çoğu zaman "kıl kadar" ince olduğu söylenir. Âşığın bedeni, dört kaşlının hayaliyle bu kıl kadar inceliğe inmiştir. Bir müftünün kaleminden çıkan bu benzetme, fıkıh bilgisiyle güzellik tasvirini aynı mısrada buluşturur.
Dördüncü beyit takvim ve burç bilgisini kullanır. "Tahvîl", güneşin bir burçtan ötekine geçişidir; güneş yaz sonunda Başak burcuna (Sünbüle) girer. "Sünbüle" kelimesi aynı zamanda sümbül çiçeğini çağrıştırır ve sümbül divan şiirinde saçın ve tüyün benzetildiği çiçektir. Sevgilinin güneş yüzünün tüyler içinde kaybolması, güneşin Sünbüle burcuna girişine benzetilir; bir nüsha bu mısrada güneş yerine ayı (kamer) anar.
İkinci ve altıncı beyitler ibadet yerlerinden imgeler alır. Kaş, kavisli biçimiyle mihraba benzer; yanan gönül de mihrabın köşesinde asılı kandil olur. Altıncı beyitte ise "tahkîk" (hakikat) ile "mecâz" karşı karşıya konur: gönül bir hakikat kitabıdır, ama bir güzel onu manastırda saklanan İncil gibi mecaz aşkına bağlamıştır. Mahlas beytinde mil, göze sürme çekmeye yarayan ince çubuktur; sevgilinin kapı toprağını tutya edinmeyen kimse kimsenin gözüne giremez.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 206, gazel 104 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 33b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 16b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 23b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






