Özgün Metin

Vezin: Mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Ṣaḳın ṣaḳın dü-zebān kec-dil olma ḫāme gibi
Ki āḫir olmayasın rū-siyāh-ı nāme gibi
Derūnuñ eyleme küfr-āşinā Ḳamāme gibi
Çerāġ-ı vaḥdete ol cilvegeh Tihāme gibi
Ne uy hevāsına nefsüñ ne bār u zerin çek
Ferāġ-ı bāl ile āsūde ol ne‘āme gibi
Ḫayāl-i kākül-i ḫam-der-ḫamıyla dil-dāruñ
Dolandı başuma sevdā siyeh ‘imāme gibi
Seri pür-āteş ü çūb-ı nizār cismi pür-āh
Olan o mehle olur leb-be-leb imāme gibi
Ne mümkin eylemek āġūş ol āfeti Ṣāḥib
Cihānda olmayıcaḳ sīne-çāk-ı cāme gibi

Günümüz Türkçesiyle

1. Sakın sakın, kalem gibi iki dilli ve eğri gönüllü olma; sonunda mektup gibi yüzü kara olmayasın.

2. İçini Kumâme Kilisesi gibi küfre aşina etme; birlik kandiline Tihâme gibi bir tecelli yeri ol.

3. Ne nefsinin heveslerine uy, ne altın yükü çek; devekuşu gibi gönül rahatlığıyla huzur içinde ol.

4. Sevgilinin kıvrım kıvrım kâkülünün hayaliyle, sevda kara bir sarık gibi başıma dolandı.

5. Başı ateş dolu, çubuk gibi zayıf bedeni ah (duman) dolu olan, o ay yüzlüyle tütün çubuğunun ağızlığı (imame) gibi dudak dudağa olur.

6. Ey Sâhib, dünyada göğsü yırtık bir gömlek gibi olmadıkça o afeti kucaklamak nasıl mümkün olur?

Edebî ve Tarihî Yorum

Beşinci beyit, XVIII. yüzyıl İstanbul'unun gündelik bir nesnesini, tütün çubuğunu bir âşık portresine çevirir. Çubuğun başındaki lülede ateş yanar, uzun gövdesinden duman geçer, ağızlığına "imame" denir ve içen kişi onu dudaklarına götürür. Âşık da böyledir: başı ateşle doludur, bedeni çubuk gibi incelmiştir ve içinden ah dumanı geçer. Bu yüzden sevgiliyle ancak bir imame gibi dudak dudağa gelebilir. Bir önceki beyitteki "‘imâme" (sarık) ile bu beyitteki "imâme" (ağızlık) yazıda birbirine çok yakındır ve şair iki kelimeyi art arda kafiye yapar.

İlk iki beyit öğüt dilindedir ve birer karşıtlık kurar. Kalem, ucu yarık olduğu için "iki dilli", eğik kesildiği için "eğri"dir; mürekkeple yazılan mektubun yüzü de karadır. İkinci beyitte Kudüs'teki Kumâme Kilisesi, yani Kıyamet Kilisesi, küfrün yeri olarak anılır; Tihâme ise Mekke'nin bulunduğu kıyı ovasıdır ve birlik kandilinin parladığı yer sayılır.

Üçüncü beyitteki devekuşu (ne‘âme) benzetmesi bir halk hikâyesine dayanır: devekuşuna yük vurmak isteyenlere "ben kuşum", uçmasını isteyenlere "ben deveyim" der ve hiçbir yükün altına girmez. Şair bu kaçamak hayvanı bir rahatlık örneği olarak kullanır: ne nefsin isteğine uymalı ne de altın yükü taşımalı, gönlü hür yaşamalıdır.

Mahlas beytinde gömleğin yakası göğse doğru açılır ve gövdeyi sarar; sevgiliyi kucaklamak isteyen de göğsü yırtık bir gömlek gibi olmalıdır.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 205, gazel 103 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 33b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 16b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 23b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar