Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Olduḳda ḫaṭ-āverde o maḥbūb ḳazancı
Eliyle yüzinüñ ḳarası ḳaldı ḳazancı
Bāzār-ı viṣāl itdigimüzde aramızda
Ol mūy-miyānuñ kemeri oldı miyāncı
Çekdikde berāt-ı dile ṭuġra-yı dü-zülfüñ
Endīşemi şāhen-şeh-i ‘aşḳ itdi nişāncı
Dil deyü doġar her doġan eṭfāl-i zamāna
Dergāh-ı şeh-i ‘aşḳda dil oldı doġancı
Geçdüm dir ise dil-ber ü meyden dil-i sūzān
Elbette olur tīzde Ṣāḥib hezeyāncı
Günümüz Türkçesiyle
1. O kazançlı sevgilinin yüzünde ayva tüyü bitince, kendi eliyle kazancı olarak yüzünün karası kaldı (kazancının ellerinin kararması gibi).
2. Vuslat pazarlığı yaptığımızda, aramızda o kıl belli sevgilinin kemeri aracı (miyâncı) oldu.
3. İki zülfünün tuğrası gönül beratına çekilince, aşk şahlar şahı düşüncemi nişancı yaptı.
4. Zamanın her doğan çocuğu "gönül" diye doğar; aşk padişahının sarayında gönül doğancı oldu. Beyit kapalıdır; "doğan" kelimesinin hem yırtıcı kuş hem de doğmak anlamı üzerine kurulduğu açıktır, ama ilk mısraın tam anlamı belirsizdir.
5. Ey Sâhib, yanan gönül "sevgiliden ve şaraptan geçtim" derse, elbette çok geçmeden sayıklayan biri (hezeyancı) olur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazelin bütün kafiyeleri Türkçenin meslek bildiren "-cı" ekiyle kurulmuştur: kazancı, miyâncı, nişancı, doğancı, hezeyancı. Bu kelimelerin ikisi Osmanlı sarayının ve devlet teşkilatının unvanlarıdır. Nişancı, padişahın tuğrasını fermanlara ve beratlara çeken, divanın yüksek görevlilerinden biriydi; doğancılar ise sarayda av kuşlarını yetiştiren ve padişahın avlarına katılan bir hizmet bölüğü oluşturuyordu. Sâhib bu unvanları aşk diline taşır ve gönlü aşk padişahının sarayında bir görevli gibi gösterir.
Üçüncü beyit, 99. gazeldeki berat ve tuğra imgesine geri döner. Orada kaşlar beratın tuğrasıydı; burada sevgilinin iki zülfü gönül beratına çekilen tuğradır. Bu tuğrayı çeken de âşığın düşüncesidir: aşk padişahı onun düşüncesini nişancı yapmıştır. Zülfün kıvrımları, tuğranın kavisli çizgilerine benzer.
İlk beyit iki anlamlı "kazancı" kelimesine dayanır. Kazancı, bakırdan kazan yapan ustadır ve işi gereği elleri kömürle kararır; aynı kelime "kazancı olan" diye de anlaşılabilir. Âşıklardan kazanç sağlayan güzel, yüzünde tüy bitince elinde kazanç olarak yüzünün karasından başka bir şey bulamaz. İkinci beyitte "miyân" (bel) ile "miyâncı" (aracı) arasındaki ilişki açıktır: belin ortasına sarılan kemer, iki taraf arasındaki pazarlığa aracılık eder.
Mahlas beyti, sevgiliden ve şaraptan vazgeçtiğini söyleyen gönle gülümser; böyle bir söz ancak bir sayıklama olabilir.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 210, gazel 108 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 34b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 17a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 25b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






