Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Sāḳī serv-i ḫırāmānuñ yine ra‘nā-revişi
Eyledi vālih ü şeydā dil-i ‘āḳil-menişi
Ṣūret uġrusı dimek oldı sezā mir’ata
Çünki āyīnecilik ṣuretidür gösterişi
Dehen-i dīde-i ter oldı dür-i eşk ile pür
Ṭıfl-ı nev-sāl yedi yaşına girüp bitdi dişi
Olma ṣaṭranc-ṣıfat āt u bisāṭa mā’il
Çün bu bāzīçegehüñ eñ soñ olur mātı kişi
Seng-i ṭa‘na serini ṭutdı yoluñda Ṣāḥib
Hep aña ḫalḳuñ anuñçündür olan serzenişi

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey sâki, salınan servinin güzel yürüyüşü, akıllı mizaçlı gönlü yine şaşkın ve divane etti.

2. Aynaya "suret hırsızı" demek yerindedir; çünkü aynacılığın gösterişi yalnızca bir surettir (görüntüden ibarettir).

3. Islak gözün ağzı gözyaşı incileriyle doldu; sanki yeni yetme bir çocuk yedi yaşına girmiş, dişleri çıkmış.

4. Satranç gibi ata ve halıya (tahtaya) gönül verme; çünkü bu oyun yerinin en sonunda insan mat olur.

5. Sâhib, senin yolunda başını kınama taşına tuttu; halkın ona yönelttiği bütün "serzeniş" (baş kakma) bu yüzdendir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Üçüncü beyit, Sâhib'in sevdiği gündelik gözlemlerden birine dayanır. Gözyaşları göz kapaklarının arasında inci gibi dizilince ıslak göz, dişleri yeni çıkmış bir ağza benzer. Şair bu benzetmeyi bir çocuğun büyümesine bağlar: yedi yaşına giren çocuğun dişleri çıkmıştır. Kalıcı dişlerin bu yaşlarda çıkmaya başlaması, gündelik hayattan bilinen bir şeydir ve beyit bu bilgiyi gözyaşı incileriyle birleştirir. Nüshalardan biri "yedi" yerine "idi" okur ve sayıyı ortadan kaldırır.

Dördüncü beyit, 99. gazelin ilk beytindeki satranç öğüdünü tekrarlar. "At" hem binek atı hem de satrançtaki at taşıdır, "bisât" hem halı, döşek hem de satranç tahtasıdır. Dünya bir oyun yeridir ve oyunun sonunda kişi mat olur; "mat" kelimesi Farsçada şaşkın, hayran anlamına da gelir. Şair, mala ve mevkiye, ata ve döşeğe gönül vermenin sonunu bu tek kelimede toplar.

Mahlas beytinde "serzeniş" kelimesi kendi parçalarına ayrılır. Serzeniş bugün kınama anlamında kullanılır; Farsça kuruluşunda ise "baş vurmak, başa vurmak" demektir. Sâhib başını kınama taşına tutmuştur ve halkın serzenişi, yani başına vuruşu, bu yüzdendir. İkinci beyitte de "sûret" kelimesiyle oynanır: ayna suretleri çalar, ama aynacılığın gösterişi de yalnızca suretten, dış görünüşten ibarettir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 213, gazel 111 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 35a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 17b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 25a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar