Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Ḳaddüm ki miyānuñ hevesiyle kemer oldı
Seyl-āb-ı güẕergāh-ı fenāya memerr oldı
Şehbāz-ı ruḫ-ı yāre ki ḫaṭṭ bāl ü per oldı
Murġ-ı dilüñ aḥvāli ḳatı pür-ḫaṭar oldı
Bend itdi miyāna kemer-i himmeti ḳat ḳat
Şām-ı ġam-ı ‘aşḳuñda vücūdum fener oldı
İrişdi ser-i hefte tirāş itdi ḫaṭuñ yār
Şeb buldı nihāyet yine vaḳt-i seḥer oldı
Āhum dil-i sengīnine yārüñ eṡer itdi
Ṣan mıṣra‘-ı tārīḫ idi naḳş-ı ḥacer oldı
Her bāba duḫūl itmede mānend-i gedāyān
Ḫurşīd o mehüñ ‘aşḳı ile der-be-der oldı
Gördükde ‘araḳ-rīz-i ruḫuñ giryeler itdüm
Tār-ı nigehüm rişte-i dürr ü güher oldı
Pey-rev olalum Ḫaṭṭī’ye Ṣāḥib dil ü cāndan
Bu vādī-i nevde bize çün rāh-ber oldı

Günümüz Türkçesiyle

1. Boyum, belinin hevesiyle bir kemer (hem bel kuşağı hem kemer köprü) oldu; yokluk yolunun selinin geçtiği bir geçit oldu.

2. Ayva tüyü, sevgilinin yanağının şahinine kanat ve tüy olduğu için, gönül kuşunun hâli pek tehlikeli oldu.

3. Himmet kuşağını belime kat kat bağladım; aşkının gam akşamında bedenim (kat kat körüklü) bir fener oldu.

4. Hafta başı geldi, sevgili tüylerini tıraş etti; gece sona erdi, yine seher vakti oldu.

5. Ahım sevgilinin taş gönlüne işledi; sanki bir tarih mısraıydı da taşa kazınmış bir yazı oldu.

6. Güneş, dilenciler gibi her kapıdan girerken, o ayın aşkıyla kapı kapı dolaşan bir serseri oldu.

7. Yanağının ter döktüğünü görünce ağladım; bakışımın ipliği inci ve mücevher dizisi oldu.

8. Ey Sâhib, gönülden ve candan Hattî'ye uyalım; çünkü bu yeni vadide bize yol gösterici oldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Beşinci beyit, Osmanlı şehirlerinin taş kitabelerine bir göndermedir. Bir çeşme, cami ya da medrese yaptırıldığında yapım yılı çoğu zaman bir tarih manzumesiyle verilir ve bu manzumenin son mısraı, harflerinin sayı değeriyle yılı göstererek taşa kazınırdı. Şair ahının sevgilinin taş gönlüne işlemesini, bir tarih mısraının kitabe taşına oyulmasına benzetir. Divanında tarih manzumeleri de bulunan Sâhib, 110. gazelin mahlas beytinde de tarih mısraını kullanmıştı; burada imge taşın kendisine iner.

Üçüncü beyitteki fener, Osmanlı'da kullanılan, katlanabilir, körüklü kâğıt ya da bez fenerdir; kat kat kıvrımları vardır. Âşık himmet kuşağını beline kat kat sarmış ve aşkın gam akşamında bu kat kat sarılı beden bir fenere dönmüştür. İlk beyitte de "kemer" iki anlamlıdır: bele sarılan kuşak ve köprünün kavisli kemeri. Âşığın bükülmüş boyu bir köprü kemeri olur ve yokluk selinin altından aktığı bir geçide dönüşür.

Dördüncü beyit, ayva tüyünü geceye benzeten divan geleneğini bir hafta takvimine bağlar. Sevgili hafta başında tıraş olmuş, tüyü gitmiştir; bu, gecenin bitip sabahın yeniden gelmesi gibidir. Bir nüsha "hatuñ" (tüyünü) yerine "ruhın" (yanağını) okur.

Mahlas beyti tezde bir sonraki sayfaya taşmıştır ve gazelin bir nazire olduğunu ortaya koyar: Sâhib, "bu yeni vadide" kendisine yol gösteren Hattî'ye gönülden uymayı önerir. Hattî mahlaslı şairin kim olduğunu tez bu sayfada açıklamaz. Mahlas, "hat" (ayva tüyü) kelimesini de çağrıştırır; gazelin dördüncü beytinde tüy tıraş edilir, mahlas beytinde ise "Hattî" yol gösterici olur.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 216-217, gazel 114 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 36a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 18a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 24a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar