Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
O perīden bize ne ḫande ne düşnām oldı
Dil ne şāyeste-i kām oldı ne nā-kām oldı
Leb-i nāzik-ter-i şīrīnini aldum dehene
İki ḥarf-i mütecānis gibi idġām oldı
Cem‘ olup zülfüñe diller heves-i rūyuñ ile
Reh-i Şehbāya gider ḳāfile-i Şām oldı
Gāh mānend-i nigīn ü gehi çün seng-i mezār
Sebeb-i çākī-i sīnem heves-i nām oldı
Çeküp āġūşa o sīmīn-ten-i nāzik bedeni
Ṣāḥibā sīnemüz āyīne-i endām oldı
Günümüz Türkçesiyle
1. O periden bize ne bir gülüş geldi ne bir sövgü; gönül ne muradına layık oldu ne muratsız kaldı.
2. Onun ince, tatlı dudağını ağzıma aldım; aynı cinsten iki harf gibi birbirine kaynaştı (idgam oldu).
3. Gönüller yüzünün hevesiyle zülfünde toplanıp Şehbâ (Halep) yoluna giden bir Şam kervanı oldu.
4. Göğsümün yarılmasının sebebi ad hevesi oldu: bazen bir mühür taşı gibi, bazen bir mezar taşı gibi.
5. Ey Sâhib, o gümüş tenli, nazik bedeni kucağımıza çekince göğsümüz onun endamının aynası oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
İkinci beyit, Arapça dilbilgisinden ve Kur'an okuma kurallarından alınmış bir terimle bir öpücüğü anlatır. "İdgâm", aynı ya da birbirine yakın iki harf yan yana gelince birinin ötekine katılıp tek bir şeddeli harf gibi okunmasıdır. Sâhib dudakları "mütecânis", yani aynı cinsten iki harfe benzetir: âşığın dudağı sevgilinin dudağına değince ikisi bir harf gibi kaynaşır. Medresede yetişmiş bir âlimin, en mahrem anı bir gramer kuralıyla anlatması gazelin en dikkat çekici buluşudur.
Üçüncü beyit, 83. gazelin ilk beytindeki Halep-Şam karşıtlığına geri döner. Halep'e Arapçada "Şehbâ" (ak, boz) sıfatı verilir; Şam ise Türkçede akşam demektir. Kara zülfte toplanan gönüller bir Şam kervanıdır, yönleri ise yüzün akı, Şehbâ'dır. Orada gönül Halep'ten Şam'a göçüyordu; burada Şam kervanı Halep yoluna çıkar.
Dördüncü beyit de divandaki başka bir beyti hatırlatır. 74. gazelin mahlas beytinde mühür taşı (nigîn) ile mezar taşı yan yana gelir ve ikisi de üzerine ad kazınan taşlardır. Burada şair göğsünün yarıklarını bu iki taşa kazınan yazıya benzetir: ad hevesi göğsü bir mühür taşı gibi oymuş, bir mezar taşı gibi yarmıştır. Aynı imgenin iki ayrı gazelde iki ayrı yöne çekilmesi, Sâhib'in buluşlarını farklı bağlamlarda yeniden işlediğini gösterir.
İlk beyit, sevgiliden hiçbir karşılık gelmemesinin âşığı ne umutlu ne umutsuz bıraktığını söyler; "kâm" ile "nâ-kâm" (muratlı ve muratsız) bu askıda kalışı karşıt kelimelerle anlatır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 214, gazel 112 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 35b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 17b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 25a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






