Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Rūyuña ḫaṭṭ perde oldı Ka‘be-i ‘ulyā gibi
Lafẓ-ı ḫaṭṭda oldı ḥüsnüñ muḫtefī ma‘nā gibi
Olalı bir şūḫ-ı müsteṡnāya dil-bend-i viṣāl
Sīne-çāküz ḥasret-i āġūş ile illā gibi
‘İzzet ü rif‘atle sulṭānum olunca ser-firāz
Bende-i maḫlaṣda düşdi pāyuña imżā gibi
Evruvānuñ ḫançere olup dü-zülfüñ zülfeler
Naḳşuñı çekdüm berāt-ı ḳalbüme ṭuġrā gibi
İḫtiżār itmekdi ḳardum şāneden şekvāyı līk
Söz uzandı vaṣf-ı zülfüñle şeb-i yeldā gibi
Bed-nümādur pestden bālāya vaż‘-ı süflegān
Cünbiş-i ma‘kūs-ı nā-sāz-ı ḫaṭ-ı tersā gibi
Merci‘ enẓār-ı şevḳ olmaġla Ṣāḥib rūy-ı yār
Eyler ol veche naẓar çeşmümi żamīrhā gibi
Günümüz Türkçesiyle
1. Ayva tüyü yüzüne yüce Kâbe'nin örtüsü gibi bir perde oldu; güzelliğin, tüyün yazısında gizli bir anlam gibi saklandı.
2. Eşsiz (müstesnâ) bir şuha vuslat bağıyla gönül verdiğimizden beri, kucaklama hasretiyle "illâ" (istisna edatı) gibi göğsümüz yırtıktır.
3. Sultanım izzet ve yücelikle başı yüce olunca, kul (bende) mahlasta bir imza gibi ayağına düştü.
4. Kaşların hançere, iki zülfün zülfelere dönünce, senin nakşını gönlümün beratına bir tuğra gibi çektim (tuğranın hançere ve zülfe denen çizgileri).
5. Taraktan şikâyeti kısa kesmekti niyetim; ama zülfünü anlatırken söz yılın en uzun gecesi gibi uzadı. (İlk mısradaki "ihtizâr" kelimesi anlam gereği "ihtisâr", kısa kesme, okunmuştur.)
6. Alçakların aşağıdan yukarıya konuluşu çirkin görünür; tersine giden, uyumsuz bir Hristiyan yazısının (soldan sağa) gidişi gibi. Beytin ilk mısraı musikideki pest (alçak) ve bâlâ (yüksek) seslerini de çağrıştırır; hangisinin öne çıktığı kesin değildir.
7. Ey Sâhib, sevgilinin yüzü özlem bakışlarının döndüğü yer (mercî) olduğu için, gözüm, zamirlerin kendi mercîlerine dönmesi gibi o yüze bakar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazel, Arapça dilbilgisinin terimleriyle örülmüştür ve bunu kafiye kelimelerinin çoğunda gösterir. İlk beyitte "lafız" ile "ma‘nâ" karşı karşıyadır: ayva tüyü bir yazıdır (hat) ve güzellik bu yazının içinde gizli bir anlam gibi saklanmıştır. İkinci beyitte "müstesnâ" (istisna edilmiş, eşsiz) ile "illâ" (istisna edatı, "-den başka") birbirini çağırır; Arap yazısında "illâ" kelimesindeki lâm-elif bitişmesi, kolları açılmış bir göğüse benzer. Mahlas beytinde ise "mercî", dilbilgisinde bir zamirin geri döndüğü ismin adıdır: zamir nasıl kendi mercîine dönerse, âşığın gözü de sevgilinin yüzüne döner.
Dördüncü beyit tuğranın kendi parçalarını kullanır. Osmanlı tuğrasında aşağı doğru uzanan kavisli çizgilere "zülfe", soldaki uzun çıkıntılara "hançere" denir. Şair sevgilinin kaşlarını hançereye, zülüflerini zülfeye benzetir ve onun nakşını gönül beratına bir tuğra gibi çektiğini söyler. Üçüncü beyitte de belge dili sürer: mahlas, bir mektubun ya da arzın altına konan imza gibidir ve kul, sultanının ayağına bir imza gibi düşer.
Altıncı beyitte "tersâ" kelimesiyle bir oyun yapılır. Tersâ Farsçada Hristiyan demektir ve Türkçedeki "ters" kelimesini hatırlatır. Arap harfleri sağdan sola, Hristiyanların kullandığı yazılar ise soldan sağa yazılır; bu yazı, Osmanlı okurunun gözünde "tersine" giden bir yazıdır. Şair, alçakların aşağıdan yukarıya çıkarılmasını bu ters işleyişe benzetir. Beşinci beyitte ise yılın en uzun gecesi (şeb-i yeldâ) ile uzun zülüf arasında bilinen bir benzetme kullanılır: taraktan şikâyeti kısa kesmek isteyen şairin sözü, zülfü anlatırken o gece kadar uzar.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 218, gazel 115 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 36a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 18a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 25b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






