Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Feyż-i āġūş ile ol dil-ber-i sīmīn-bedeni
Rişte-ber-rişte olur ṣırma teli pīreheni
Leẕẕet-i vaṣlı ile oldı kettān ḥelvāsı
Pīrehen sīneye çekdikde o pākīze-teni
Būy-ı zülfiyle olup ṣaḥn-ı gülistāna vezān
Mareż-ı ra‘şeye uġratdı ṣabā nārveni
Vaṣf-ı ḫaṭṭ u leb-i şīrīnini taḥrīr itsem
Leẕẕetinden ṣulanur kilk ü devātuñ deheni
Şöyle nāzik o büt-i ġonca-leb ü gül-rū kim
Döndi bir būsede durrāḳına sīb-i zeḳanı
Nāfe-i müşg-ṣıfat küşte-i çeşm-i yāre
Perde-i dīde-i āhūdan iderler kefeni
Ṣāḥibā Ka‘be-i āmāline olmaḳda ḳarīn
İdeli ḥāline taḳlīd Süheyl-i Yemenī
Günümüz Türkçesiyle
1. Kucaklamanın bereketiyle o gümüş bedenli sevgilinin gömleği iplik iplik sırma teli olur.
2. Gömlek o tertemiz bedeni bağrına çekince, vuslatın lezzetiyle keten, keten helvası oldu.
3. Sabah yeli onun zülfünün kokusuyla gül bahçesinin avlusuna esince karaağacı titreme hastalığına uğrattı.
4. Ayva tüyünü ve tatlı dudağını anlatan bir yazı yazsam, onun lezzetinden kalemin ve hokkanın ağzı sulanır.
5. O gonca dudaklı, gül yüzlü put öyle naziktir ki, bir öpücükte çenesinin elması şeftaliye (dürrâka) döndü.
6. Sevgilinin gözüyle öldürülen kişiye, misk kesesi gibi, ceylan gözünün perdesinden kefen yaparlar.
7. Ey Sâhib, Yemen'in Süheyl yıldızı senin hâlini taklit edeli beri umutlarının Kâbe'sine yakın durmaktadır. Beyit tam açılmıyor; Süheyl'in Yemen ufkunda doğması ile Yemen'in Mekke'ye yakınlığı arasında bir ilgi kurulduğu sezilir.
Edebî ve Tarihî Yorum
İkinci beyit, Osmanlı mutfağının bilinen bir tatlısını bir aşk sahnesine çevirir. Keten helvası, ince iplikler hâlinde çekilen, pamuk gibi lifli bir helvadır. Sâhib, sevgilinin keten gömleğinin, o tertemiz bedeni bağrına çektiğinde vuslatın lezzetiyle "keten helvası"na döndüğünü söyler. Kumaşın adı ile tatlının adı aynı kelimede buluşur ve gömlek tatlı bir şeye dönüşür. Divan şiirinde ketenin ay ışığıyla çürüdüğü anlatılır; burada ise keten sevgilinin teniyle tatlanır.
İlk beyit aynı gömlek imgesinin bir başka yüzüdür. Gümüş bedenli sevgili kucaklandıkça gömleğinin iplikleri sırmaya, altın ve gümüş tele döner. Dördüncü beyitte ise yazı takımı yine işin içindedir: tüyü ve tatlı dudağı anlatan yazıyı yazarken kalemin ve hokkanın "ağzı sulanır". Hokkanın ağzı ve mürekkebin ıslaklığı, deyimin gerçek anlamını da görünür kılar.
Beşinci beyitte meyveler yine konuşur. Çene elması, sevgilinin nazik teni yüzünden tek bir öpücükte "dürrâk"a, yani şeftaliye döner; şeftali, Osmanlı şiirinde öpücüğün de adıdır. Bir nüsha bu beyitte "eyvâ" (ayva) kelimesini kullanır ve meyve oyununu değiştirir. Altıncı beyitte misk kesesinin ceylandan çıkışı, gözle öldürülen âşığın kefenine çevrilir: misk nasıl ceylanın zarına sarılıysa, sevgilinin gözünün öldürdüğü âşık da ceylan gözünün perdesine sarılır.
Üçüncü beyitteki karaağaç (nârven), yaprakları en hafif rüzgârda titreyen bir ağaçtır; sabah yeli zülfün kokusunu getirince ağaç bir titreme hastalığına tutulur.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 219, gazel 116 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 36b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 18b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 24b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






