Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Münşī-i ‘aşḳ ki sulṭānumı ser-nāme yazar
Bende-i maḫlaṣı imżā gibi encāma yazar
Naḳş-ı yārı yazıcaḳ ġāzeger-i endīşe
Eyleyüp vesme süveydāyı aña şāma yazar
Oldı timar kurā-yı varaḳ ābād bize
Ḫāliyā ḳaydımuzuñ baş ḳalemi ḫāme yazar
Ḳaddine mıṣra‘-ı ber-ceste dimek enseb iken
Sehv idüp kimi elif kimi sehī-ḳāme yazar
Kahramān-nāme-i çeşmin oḳı bir kez yārüñ
Heft-ḫāne bedel anda nice hengāme yazar
Başḳa bir bü’l-‘aceb efsānedür efsāne-i ‘aşḳ
Ne tevārīḫ-i selef anı ne şeh-nāme yazar
Ṣāḥibā dāḫil-i germ-ābe-i ‘aşḳ olmaġla
Ṣūret-i Ḳaysı yazan ‘ārī vü bī-cāme yazar

Günümüz Türkçesiyle

1. Aşkın münşisi, sultanımı mektubun başlığına yazar; bendenin mahlasını ise imza gibi sona yazar.

2. Düşüncenin süs ressamı sevgilinin suretini yazınca, gönlün kara noktasını ona rastık yapıp akşam karası diye yazar.

3. Kâğıt köyleri bize tımar oldu, şenlendi; şimdilik kaydımızın başkâtipliğini kalem yazar.

4. Onun boyuna "yerine oturmuş bir mısra" demek daha uygunken, kimi yanılıp "elif", kimi "selvi boylu" yazar.

5. Sevgilinin gözünün Kahramannâme'sini bir kez oku; orada Yedi Han yerine nice serüven yazar.

6. Aşk masalı bambaşka, tuhaf bir masaldır; onu ne eskilerin tarihleri yazar ne Şehnâme.

7. Ey Sâhib, aşkın hamamına girdiği için, Kays'ın (Mecnun'un) suretini yazan onu çıplak ve elbisesiz yazar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Redifi "yazar" olan gazelde imgelerin çoğu yazı ve kalem dünyasından gelir. İlk beyit bir Osmanlı mektubunun düzenini kullanır: aşkın münşisi sevgiliyi, sultanı, mektubun başına "ser-nāme" olarak yazar; şairin mahlası ise bir imza gibi mektubun sonunda yer alır. Bu, gazelin kendisinin de bir mektup gibi kurulduğunu düşündürür: sevgiliyle açılır, mahlasla kapanır.

Üçüncü beyit bürokrasinin dilini şiire taşır. Kâğıt yapraklarının köyleri şaire bir tımar olarak verilmiştir ve bu köylerin kaydını tutan başkâtiplik, yani "baş kalem", kaleme düşer. Tımar, köy, kayıt ve baş kalem kelimeleri, defterlerle ve beratlarla geçen bir hayatın şair üzerindeki izini taşır. Dördüncü beyitte yazı bir benzetme tartışmasına dönüşür: sevgilinin dik boyu için "elif" ya da "selvi boylu" demek yanlıştır, doğrusu ona "ber-ceste bir mısra", yani yerine tam oturmuş bir mısra demektir.

Beşinci ve altıncı beyitler destan dünyasına geçer: sevgilinin gözü bir Kahramannâme'dir ve Rüstem'in Yedi Han'ı yerine sayısız serüven anlatır; aşkın masalını ise ne tarihler yazabilir ne Şehnâme. Son beyitte bir nükte vardır: aşkın hamamına giren kişi çıplak olur; Mecnun'un resmini çizenler de onu bu yüzden çıplak ve elbisesiz çizer. Çölde aklını yitirip giysisiz dolaşan Mecnun hikâyesi, hamam imgesiyle yeni bir gerekçe kazanır. Ali Emîrî nüshasında altıncı, T. 738 nüshasında dördüncü beyit yoktur.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 109, gazel 15 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 15b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 4b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 9b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar