Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Felek tā kim kemānın ḳaṣd-ı āzār ile ḳurmuşdur
Dutup dil sīnesin tīr-i ḳażāya ḳarşu durmuşdur
O şūḫuñ ārzū-yı būs-ı la‘li āteş-i ‘aşḳı
Süveydā-yı dili ḳahve gibi yaḳmış ḳavurmuşdur
Şikār itmek ümmīdiyle ol āhū-yı dil-ārāyı
Raḳīb-i seg kemīn-i hīlede çoḳdan oturmuşdur
Bu nahlistānda nice ser-keşüñ āḫir çınārārsā
Dutuşmuş ṣarṣar-ı ġam pençersin zūr ile burmuşdur
O Yūsuf-ṭal‘at-ı sīmin-teni āġūş içün Ṣāḥib
Vücūdın keffe-i mīzān ṭaşdan ṭaşa urmuşdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Felek yayını eziyet etmek niyetiyle kurduğundan beri, gönül göğsünü (kalkan gibi) tutup kaza okuna karşı durmuştur.
2. O nazlı güzelin lal dudağını öpme isteği ve aşk ateşi, gönlün kara noktasını kahve gibi yakıp kavurmuştur.
3. O gönül süsleyen ceylanı avlamak umuduyla köpek rakip çoktan beri hile pususunda oturmuştur.
4. Bu hurmalıkta nice başı yukarıda olanın, sonunda çınar gibi, gam kasırgası onunla güreşmiş, pençesini zorla bükmüştür.
5. Sâhib, o Yusuf yüzlü, gümüş tenli güzeli kucaklamak için varlığını terazi kefesi gibi taştan taşa vurmuştur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazel gündelik dilin deyimlerini divan şiirinin imgeleriyle birleştirir. Topal, Sâhib'in gazellerinde sıkça kullandığı deyimler arasında "yakıp kavurmak" ve "taşdan taşa urmak" deyimlerini sayar; ikisi de bu gazelde geçer. İkinci beyitte "yakıp kavurmak" sözü kelimenin tam anlamıyla kullanılır: aşk ateşi, gönlün ortasındaki kara noktayı (süveydā) kahve çekirdeği gibi kavurur. Kahvenin şiire girmesi, Sâhib'in yaşadığı yüzyılın gündelik hayatından gelen bir ayrıntıdır; Bursa sularını anlatan manzumede de bir su, "ağır kahvenin yerine" zevk verdiği için övülür.
Mahlas beyti "taşdan taşa urmak" deyimini, yani bir amaç uğruna her yolu denemeyi, bir terazi görüntüsüyle birleştirir. Terazinin kefesi tartı taşlarından birine, sonra ötekine vurulur; âşık da sevgiliyi kucaklamak için kendi varlığını böyle taştan taşa vurmuştur. Dördüncü beyitte ise çınar ağacının el biçimindeki yaprakları bir güreş sahnesine dönüşür: gam kasırgası, başını yukarıda tutan çınarla güreşir ve onun pençesini zorla büker.
İlk beyit felek ile âşık arasında bir okçuluk çatışması kurar: felek yayını kurmuştur, âşığın gönlü ise göğsünü bir kalkan gibi kader okuna siper eder. Üçüncü beyitte rakip, ceylanı avlamak için pusuda bekleyen bir köpektir.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 117, gazel 21 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 17b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 5b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 8b); ayrıca s. 8 (deyimler). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






