Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Dil-i ‘uşşāḳa zülf ü rūy-ı āteş-fām hep birdür
Belī rindān-ı ‘aşḳa küfr ile İslām hep birdür
Ya ḥüsnüñ pāk imiş mūdan yāḫūd olmuş ḫaṭṭ-āverde
Ne mā‘nī ‘āşıḳuñ yanında ṣubḥ u şām hep birdür
Hemān keyfiyyet-i ṣahbā baña dünbālevār olsun
Benüm yanumda ey sāḳī sifāl ü cām hep birdür
Ne ḥācet zülfüñe ḫālüñ daḫı eyler dili naḫçīr
Hümā-yı ‘aşḳa ister dāne ister dām hep birdür
Ḳaçılmaz luṭf u ḳahrından nigāh u ġamzenüñ zīrā
Dil-i zāra nevāzişgārı düşnām hep birdür
‘İtāb u iltifātından taġayyür eyleme çarḫuñ
O bezmüñ zehr ü ḳandı eydil-i nā-kām hep birdür
Dimem ben Ṣāḥibā ḳadr-i kemālüm añlasun yārān
Benüm yanumda olmaḳ müştehir bī-nām hep birdür
Günümüz Türkçesiyle
1. Âşıkların gönlüne zülüf ile ateş renkli yüz hep birdir; evet, aşkın rintlerine küfür ile İslâm hep birdir.
2. Güzelliğin ister tüyden arınmış olsun ister ayva tüylü; ne anlamı var, âşığın yanında sabah ile akşam hep birdir.
3. Yeter ki şarabın keyfi peşimden gelsin; ey saki, benim yanımda toprak testi ile kadeh hep birdir.
4. Zülfüne ne gerek var, benin de gönlü avlar; aşk hümasına ister tane ister tuzak, hep birdir.
5. Bakışının ve gamzenin lütfundan da kahrından da kaçılmaz; çünkü inleyen gönle okşayıcısı ile sövgüsü hep birdir.
6. Feleğin azarından da iltifatından da değişme; ey muradına ermeyen gönül, o meclisin zehri ile şekeri hep birdir.
7. Ey Sâhib, dostlar kemalimin değerini anlasın demem; benim yanımda ünlü olmak ile adsız olmak hep birdir.
Edebî ve Tarihî Yorum
On yedinci gazelin "birdür" redifine burada "hep" kelimesi eklenir ve şiirin konusu bu kez kayıtsızlık olur. Âşık için iyi ile kötü, tatlı ile acı, şöhret ile adsızlık arasındaki fark ortadan kalkmıştır. Matla bu tavrın en cüretli ifadesini verir: aşkın rintlerine küfür ile İslâm birdir. Divan şiirinde sık rastlanan bu söz, din ile inkârın aynı sayılması değil, aşk hâlindeki kişinin dış görünüşlere ve adlara aldırmayışı olarak anlaşılır; zülfün karası ile yüzün ateşi nasıl âşığı aynı ölçüde bağlıyorsa, iki kutup da onun gözünde aynı yere çıkar.
Sonraki beyitler aynı düşünceyi gündelik örneklerle sürdürür. Şarabın keyfi yeter ki gelsin, toprak testi ile cam kadeh arasında fark yoktur; dördüncü beyitte gönül zaten benin avıdır ve aşk hümasına tane ile tuzak birdir. Hüma, efsanelere göre kimseye zarar vermeyen ve tuzağa düşmeyen bir kuştur; aşkın hümasının taneye de tuzağa da kayıtsız kalması bu bilgiyle anlam kazanır. Beşinci ve altıncı beyitler sevgilinin ve feleğin lütfu ile kahrını, okşayışı ile sövgüsünü, şekeri ile zehrini aynı terazide tartar.
Mahlas beytinin tonu tevazudur: Sâhib dostların onun kemalinin değerini anlamasını istemez, çünkü ünlü olmak ile adsız kalmak onun için birdir. Şeyhülislamlığa kadar yükselmiş bir şairin bu sözü, divanın öteki gazellerinde görülen makam ve şöhrete mesafeli tavırla uyumludur. Gazel İstanbul Üniversitesi T. 738 nüshasında bulunmaz; altıncı beyitteki "eydil-i" yazımı neşirde böyledir ve "ey dil-i" diye okunmalıdır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 128, gazel 31 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 19a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 7a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






