Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Ḫāl-i ruḫuñ ki āteş-i ḥüsne şerāredür
Şems ile iḥtirāḳ-resīde sitāredür
Bīhūde añlama maraż-ı irti‘āşumı
Bir ṭıfl-ı bī-ḳarāre göñül gāhvāredür
Olmaz ḫalāṣ velvele-i iżṭırābdan
Sīnem bu zaḫma dūş olalı ṣan naḳāredür
Dest-i sitemle çarḫ o ḳadar ṣıḳdı kim beni
Ḫum-ḫāne-i fenāda vücūdum ‘uṣāredür
Açmam felekde kimseye rāz-ı derūnumı
İẓhār-ı zaḫm-ı sīne idersem de yāredür
Pā-māl ider felek ne ḳadar müstaḳīm iseñ
Bu rāst sözde şāhid-i ‘ālem minaredür
Ṣāḥib nühüfte oldıġı dilde ḫayāl-i yār
Fānūs içinde şem‘ gibi āşikāredür
Günümüz Türkçesiyle
1. Yanağının beni ki güzellik ateşinin kıvılcımıdır; güneşle birleşip yanmış bir yıldızdır.
2. Titreme hastalığımı boşuna bir şey sanma; gönül, karar bulmayan bir çocuğun beşiğidir.
3. Iztırabın gürültüsünden kurtuluş olmaz; göğsüm bu yaraya omuz verdiğinden beri sanki bir nakkare (davul) olmuştur.
4. Felek beni zulüm eliyle o kadar sıktı ki, yokluk meyhanesinde varlığım bir üzüm suyu oldu.
5. Bu dünyada içimin sırrını kimseye açmam; göğsümün yarasını gösterirsem de yâre (sevgiliye) gösteririm.
6. Ne kadar dosdoğru olsan felek seni ayaklar altında çiğner; bu doğru söze dünyanın tanığı minaredir.
7. Sâhib, sevgilinin hayali gönülde gizli olsa da fanus içindeki mum gibi açıkça görünür.
Edebî ve Tarihî Yorum
Topal dördüncü beyti, Sâhib'in tasavvufî fena düşüncesini anlattığı yerlerin başında anar. Felek âşığı zulüm eliyle öyle sıkmıştır ki varlığı, "ḫum-ḫāne-i fenā"da, yokluk meyhanesinde, bir üzüm suyuna dönmüştür. Topal'a göre üzümden sıkılan bu öz, âşığın fena mertebesine ulaştığını gösterir; bu mertebe uzun ve meşakkatli bir yolun sonunda, benliğin Hakk'ın varlığında yok olmasıyla elde edilir.
Gazelin öteki beyitleri benzetmelerini çok farklı alanlardan toplar. İlk beyitte yanaktaki ben, güneşle birleşip yanmış bir yıldızdır; eski gök bilgisinde güneşe çok yaklaşan gezegen "muhterik", yani yanmış sayılır ve görünmez olur. Siyah ben, güneş yüzün yanında yanıp kararmış bir yıldız gibidir. İkinci beyitte âşığın titremesi, huysuz bir bebeğin sallanan beşiğine benzer; üçüncüsünde yaralı göğüs, durmadan vurulan bir nakkare (davul) olur.
Beşinci beyitteki "yāredür" sözü iki türlü okunabilir: "yâre", yani sevgiliye, ve "yara". Şair sırrını kimseye açmaz; yarasını gösterecekse de onu yalnız yâre gösterir. Altıncı beyit bir gözleme dayanır: dosdoğru olan feleğin ayakları altında çiğnenir, buna tanık da dimdik duran minaredir; minarenin basamaklarının her gün çiğnenmesi kastedilmiş olabilir, ama beytin bu yönü açıkça söylenmez. Mahlas beyti fanus ile mumu bu kez saklama ve görünme üzerine kurar: gönülde gizlenen sevgili hayali, fanusun camından taşan mum ışığı gibi dışarıdan görünür.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 127, gazel 30 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 19a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 7a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 12b); ayrıca s. 16 (4. beyit). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






