Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Geçdi müjeñ derūnuma tīr-i ḳażā ḳadar
Yoḳdur cihānda çāre ḳażāya rıżā ḳadar
Amāc-ı cism ü cāna geçen tīr-i ġamze ki
Olmaz tesellī-baḫş mażā-mā-mażā ḳadar
Çekdük o şūḫı sīneye bezm-i ḫayālde
Yoḳdur viṣāle vāsıṭa hīç ḫūylā ḳadar
Bī-rūy-ı yār-ı merdümek-i çeşm-i girye-pāş
Gelmez gözime mā-ḥaṣalı rūbyā ḳadar
Nisbetle kūy-ı yāre bu nüh ḳubbe-i felek
‘Uşşāḳa gelmez ābile‘i zīr pā ḳadar
Gitdi o şūḫ bilmedi ‘arż-ı ḫulūṣumı
Añlatmadıḳ cihānda ne var müdde‘ā ḳadar
Bu cism ki mis̱āl düşüp ḳaldı ḫākde
Himmetde reng-i ‘aşḳ degül keh-rübā ḳadar
Sīmīn-berāta itmege ṣarf-ı reh-i viṣāl
Ser-māye lāzım elde hemān kīmyā ḳadar
Ṣāḥib ġubār-ı maḳdemi ol kebg-i ‘işvenüñ
Ṣad şevḳle gözümde uçar tūtiyā ḳadar
Günümüz Türkçesiyle
1. Kirpiğin içime kaza oku gibi geçti; dünyada kazaya rıza kadar çare yoktur.
2. Beden ve can hedefine geçen gamze okuna, "geçen geçti" (mâ mazâ) sözü kadar teselli veren bir şey olmaz.
3. O nazlı güzeli hayal meclisinde bağrımıza bastık; vuslata hayal kadar hiçbir aracı yoktur. (Kafiye kelimesinin okunuşu kesin değildir.)
4. Sevgilinin yüzü olmadan ağlayan gözümün bebeğine, kısacası, rüya kadar bir şey gelmez. (Kafiye kelimesi nüshalarda farklıdır.)
5. Sevgilinin mahallesine göre bu dokuz kubbeli felek, âşıklara ayak altındaki bir kabarcık kadar bile gelmez.
6. O nazlı güzel gitti, sunduğum içtenliği bilmedi; dünyada isteğimiz kadar ne varsa anlatamadık.
7. Toprağa düşüp kalmış bu beden, aşkın renginde himmet bakımından bir kehribar kadar bile değildir.
8. Gümüş tenlilere vuslat yolunda harcamak için elde ancak simya kadar bir sermaye gerekir.
9. Sâhib, o naz kekliğinin ayağının tozu yüz şevkle gözümde tutya gibi uçuşur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazelin matlaı, Topal'ın Sâhib'in kaza ve kader anlayışını gösterdiği beyittir: kirpik bir kaza oku gibi içe geçmiştir ve dünyada kazaya rıza göstermekten başka çare yoktur. Topal'a göre Sâhib kaza ve kaderi İslâmî esaslar çerçevesinde düşünür; insanın iradesi dışında oluşan ve hiçbir zaman engel olamayacağı kaza karşısında yapabileceği tek şey rıza göstermektir. İkinci beyit bu düşünceye Arapça bir söz ekler: "mâ mazâ mazâ", geçen geçti. Gamze oku canı delip geçmiştir; bu sözden daha teselli edici bir şey yoktur.
"Ḳadar" redifi, gazel boyunca ölçme ve kıyaslama işlevi görür. Dokuz kat gök, sevgilinin mahallesi yanında âşığın ayağındaki bir su kabarcığı kadar bile değildir; yere düşmüş beden, aşkın sarı renginde kehribar kadar bile değerli değildir. Kehribarın sarı rengi ile âşığın solgun benzi arasındaki benzerlik bu kıyası destekler. Sekizinci beyitte gümüş tenli güzellere ulaşmak için gereken sermaye, ancak bakırı altına çeviren simya kadardır; gümüş ve simya kelimeleri para ile güzelliği aynı hesapta buluşturur.
Dördüncü beytin kafiye kelimesi nüshalarda farklıdır: Topal "rūbyā" okumuştur, T. 1710/6 nüshasında "tūtiyā", T. 738 nüshasında "lūbyā" yazılıdır. On sekizinci gazelde de "lubya" ile "riyā" arasında benzer bir nüsha farkı vardı. Mahlas beytinde sevgili zarif bir kekliktir ve ayağının kaldırdığı toz âşığın gözüne tutya, yani göz ilacı olur.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 129-130, gazel 32 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 19b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 7a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 7a); ayrıca s. 14 (1. beyit). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






