Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Sübḥa-i pānṣadını döndürüp elde bir bir
Bilmem kürbe-ṣıfat ṣūfī ne söyler mır mır
Nānı yoḳ sürfe-i ẕikrüñ deyü mānend-i kilāb
Ṣufiyān biri biriyle çekişirler ḫır ḫır
Cezbe-i şeyḫ ile döndükce bütān ardından
Āsiyā-seng gibi şeyḫ de döner fır fır
Ten-i pālūdeveş-i dil-beri ṣūfī göricek
Cezbesi dutdı düşüp yüregi ditrer dır dır
Gördigi demde ten-i penbe-nümūnun Ṣāḥib
Ṣūflīler çarḫa girüp döndi mis̱āl-i çır çır
Günümüz Türkçesiyle
1. Beş yüzlük tesbihini elinde birer birer çevirip kedi tabiatlı sofu mırıl mırıl ne söyler, bilmem.
2. "Zikir sofranın ekmeği yok" diye sofular, köpekler gibi birbirleriyle hırlaşarak çekişirler.
3. Şeyhin cezbesiyle (müritler) güzellerin ardından döndükçe şeyh de değirmen taşı gibi fırıl fırıl döner.
4. Sofu, güzelin pelte gibi yumuşak tenini görünce cezbesi tuttu, yere düştü; yüreği tir tir titrer.
5. Sâhib, pamuk gibi tenini gördükleri anda bayağı kişiler çarka girip çırçır gibi döndü.
Edebî ve Tarihî Yorum
Divanın en alaycı şiirlerinden biri olan bu gazelde her beyit, bir yansıma sözcüğüyle biter: mır mır, hır hır, fır fır, dır dır ve çır çır. Kafiyeyi bu ses tekrarları taşır ve her biri sofuyu bir hayvana ya da bir alete benzetir. Kedi gibi mırıldanan, köpek gibi hırlaşan, değirmen taşı gibi fırıl fırıl dönen ve çırçır gibi çarka giren sofular, şiir boyunca tören ile açgözlülüğün, cezbe ile şehvetin karıştığı bir topluluk olarak çizilir. Matla beytindeki "beş yüzlük tesbih", gösteriş için taşınan uzun tesbihe yapılmış bir iğnedir.
İkinci beytin konusu zikir meclisinden sonra kurulan sofradır: ekmek az gelince sofular köpekler gibi birbirine hırlar. Üçüncü ve dördüncü beyitler devran ve cezbe sırasında dönmeyi ve yere düşmeyi alaya alır; şair, dönüşün ardında Allah'ın değil güzellerin peşinde koşan bir şeyh görür. Dördüncü beyitte "pâlûde", nişastalı ve şekerli bir pelte tatlısıdır; güzelin teni bu tatlıya benzetilerek sofunun iştahı ile arzusu aynı kelimede birleştirilir.
Mahlas beytinde "penbe" (pamuk), "çarh" ve "çırçır" bir tenasüp kurar. Çırçır, pamuğu çekirdeğinden ayıran çarklı alettir; pamuk gibi tene bakan bayağı kişiler, bu aletin çarkına kapılmış gibi döner. Topal'ın esas aldığı İstanbul Üniversitesi T. 738 nüshasında "süflîler" (bayağılar) okunurken, Ali Emîrî ile T. 1710/6 nüshaları burada da "sûfîler" der. Şiiri yazanın kazaskerliğe kadar yükselmiş bir ulemâ olduğu düşünülürse, tarikat ehlinin bir kesimine yöneltilen bu hiciv XVIII. yüzyılın başındaki tartışmaları akla getirir.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 135, gazel 37 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 20b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 8a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 11a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






