Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Şikāda rūylūḳ ‘ālemde verd-i terde ḳalmışdur
Cihānda ṣāf-meşreblik hemān sāġarda ḳalmışdur
Maḳāmın cünbüşin bilmek tecāvüz itmemek ḥaddin
Bu bāzīgāhda şaṭranc ile şişderde ḳalmışdur
Görür her dem felekden dürlü dürlü ṣūret-i ḥayret
Göñül āyīnedür dükkānçe-i berberde ḳalmışdur
Ne mümkin puḫtegān ide teşebbüh gerden ü ḫāle
Hemān bu ḫāmlıḳ bir sīm ü bir ‘anberde ḳalmışdur
Çıḳar ol māh elbet fetḥ-i bāb eyler ümmīd ile
Mis̱āl-i ḥalḳa-i çeşm intiẓārum derde ḳalmışdur
Zamān ile biri sehvā leb-i dil-dāre beñzetmiş
Henüz ol lezzetüñ ās̱ārıdur şekkerde ḳalmışdur
Dil oldı zülfden āzādelik ḳaydından āzāde
O sevdādan es̱er ḳalmışsa Ṣāḥib serde ḳalmışdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Dünyada açık yüzlülük yalnız taze, çiyli gülde kalmıştır; cihanda saf meşreplik de yalnızca kadehte kalmıştır.
2. Yerinin hareketini bilmek ve haddini aşmamak, bu oyun yerinde yalnız satranç ile tavlada kalmıştır.
3. Gönül, felekten her an türlü türlü hayret suretleri görür; berber dükkânında kalmış bir aynadır.
4. Olgun (şairler) boynu ve beni nasıl (gümüşe ve amber'e) benzetsin? Bu hamlık yalnız bir gümüş ile bir amberde kalmıştır.
5. O ay elbette çıkar, umutla kapıyı açar; bekleyişim, gözün halkası gibi kapıda kalmıştır.
6. Zamanında biri yanlışlıkla (şekeri) sevgilinin dudağına benzetmiş; o lezzetin izi hâlâ şekerde kalmıştır.
7. Gönül, zülüften kurtulma kaydından bile kurtuldu; Sâhib, o sevdadan bir iz kaldıysa başta kalmıştır.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Kalmışdur" redifi bu gazele bir kayıplar listesi havası verir: dünyada artık bulunmayan erdemler, şair tarafından yalnızca bir eşyada ya da oyunda yaşamaya devam eden kalıntılar olarak gösterilir. Güler yüzlülük çiyli gülde, saf meşreplik kadehte, haddini bilmek de satranç ile tavlada kalmıştır. "Saf meşrep" hem içi temiz kimseyi hem de berrak şarabı anlatır; satranç taşları ise her biri kendi hareketini bilen ve bunu aşmayan varlıklar olarak, insanlara örnek gösterilir. "Şeşder", altı haneli oyun tahtası, yani tavladır.
Üçüncü beyit Topal'ın tezde 95. gazel üzerinden dikkat çektiği berber aynası imajının divandaki bir başka örneğidir. Berber dükkânındaki ayna her gün sayısız yüz gösterir ama hiçbirini tutmaz; gönül de felekten durmadan türlü hayret verici suretler görür. Dördüncü beyit ise şiir sanatı üzerine bir nükte yapar. Boynu gümüşe, beni ambere benzetmek, şairin gözünde eskimiş ve ham bir benzetmedir; "puhte" (pişmiş, olgun) ile "ham" (çiğ) arasındaki karşıtlık, olgun şairlerin bu klişeye düşmeyeceğini söyler. Sâhib burada kendi devrinin taze söz arayışını bir beyitle dile getirir.
Altıncı beyitte bir hüsn-i talil vardır: şeker bugün tatlıysa, bunun sebebi bir zamanlar yanlışlıkla sevgilinin dudağına benzetilmiş olmasıdır. Mahlas beytinde "sevda" kelimesi hem aşk hem de eski tıbbın kara safrası anlamıyla kullanılır; o sevdadan bir şey kaldıysa, kara sevdanın yeri sayılan başta kalmıştır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 27 (berber aynası), s. 134, gazel 36 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 20b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 8a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 13a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






