Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Za‘ferāndur merhem-i zaḫm-ı dil-i bī-çāremüz
Beste-leb olmaz olur ḫandān anuñçün yāremüz
Girye-i mestī dil-i şeydāda māde-zāddur
Eylemiş üstād-ı çūb-ı tākden gehvāremüz
Dest-i dil-dāre sezā ta‘dād-ı ‘uşşāḳ itmege
Rişte āh o zerre tesbīḥ-i dil-i ṣad-pāremüz
Āsumān-ı ‘aşḳ u şevḳüz mihr-i rūy-ı yār ile
Seyl-i eşk ü dāġ-ı dildür s̱ābit-i seyyāremüz
Bir ḳadi bālā-perīdür eyleyen āhum dırāz
Mürtefi‘dür ḫayli Ṣāḥib menba‘-ı fevvāremüz

Günümüz Türkçesiyle

1. Çaresiz gönlümüzün yarasının merhemi safrandır; bu yüzden yaramız dudağını kapamaz, hep güler.

2. Sarhoşluk ağlayışı çılgın gönlümüzde doğuştandır; usta, beşiğimizi asma çubuğundan yapmıştır.

3. Âşıkları saymak sevgilinin eline yakışır; ah (onun) ipidir, yüz parçalı gönlümüzün her zerresi de (o) tesbihin tanesidir.

4. Sevgilinin yüzünün güneşiyle aşk ve şevkin gökyüzüyüz; gözyaşı seli ile gönül yarası da sabit yıldızımız ile gezegenimizdir.

5. Ahımı uzatan, peri gibi uzun boylu bir sevgilidir; Sâhib, fıskiyemizin kaynağı epey yüksektedir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Matla beyti eski bir inançtan yola çıkar: safranın insanı güldürdüğüne inanılırdı. Gönül yarasının merhemi safran olunca yara da dudaklarını kapamaz, güler; yaranın açık ağzı böylece bir gülüşe döner. Sâhib, divanın başka yerlerinde de görüldüğü gibi, eski hekimlik ve halk bilgisini bir hüsn-i talilin malzemesi olarak kullanır.

Mahlas beytinin nüktesi bir su yasasına dayanır. Fıskiyeden fışkıran su, kaynağının bulunduğu yüksekliğe kadar çıkabilir; kaynak ne kadar yüksekse su da o kadar yükselir. Âşığın ahı göğe doğru uzanan bir fıskiyedir; bu ahı bu kadar uzatan da kaynağın, yani sevgilinin peri gibi uzun boyunun yüksekliğidir. İstanbul'un konak bahçelerinde ve meydan çeşmelerinde fıskiyeli havuzların yaygınlaştığı bir devirde bu benzetme, gündelik bir manzarayı şiire taşır.

İkinci beyit âşığın sarhoşluğunu doğuştan bir hâl olarak gösterir: beşiği asma çubuğundan yapılmıştır, yani şarabın ağacında büyümüştür. Üçüncü beyitte ah bir tesbih ipi, yüz parçaya bölünmüş gönlün zerreleri de tesbih taneleri olur ve âşıkları saymak sevgilinin eline bırakılır. Dördüncü beyit gökbilimden yararlanır: gözyaşı seli yerinde durmayan bir gezegen, gönüldeki yara ise yerinden kıpırdamayan sabit bir yıldızdır.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 150, gazel 52 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 22b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 9a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 13b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar