Özgün Metin

Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Cihānda her muvaḳḳi‘ ḫırḳa-pūş ehl-i yaḳīn olmaz
Bir ẓāhirdür ki her vīrānede genc-i defīn olmaz
Egerçi nām-dārān-ı cihāndur zāhid ü ‘āşıḳ
Dili seng-i mezār-ı kemterīn ḳıymet-nigīn olmaz
Ne mümkin zāhid-i nā-dānı ehl-i ‘aşḳ u şevḳ itmek
Hezārān ḥüsn-i tedbīr ile sirke engebīn olmaz
Ḫilāf cinsī-i ülfet birbiriyle hem-mizāc itmez
Dıraḫt-ı bāġ naṣṣ olursa da zeytūn tīn olmaz
N'ola gelmezse ger ol gül-bün-i nev-reste āġūşa
Tenūr-ı āteşīn cāy-ı nihāl-i yāsemīn olmaz
Degüldür şūrezār-ı ‘aḳl-ı ḳābil feyż-i taḥḳīḳe
Nis̱ār-ı toḫm-ı āmāle sezā her bir zemīn olmaz
Bu vādīde dururken naẓm-ı Nābī-i süḫan-perver
Bu güne her ġazel Ṣāḥib sezā-yı āferīn olmaz

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünyada vakarlı görünen her hırka giyen, kesin bilgiye ermiş kişi olmaz; açıktır ki her viranede gömülü hazine bulunmaz.

2. Zahit de âşık da dünyanın ünlüleri olsa bile, en aşağı olanın mezar taşı bile değerli bir mühür taşı olmaz. (İkinci mısraın anlamı tam açık değildir.)

3. Cahil zahidi aşk ve şevk ehli yapmak ne mümkün; binlerce güzel tedbirle de sirke bal olmaz.

4. Cinsleri ayrı olanları ülfet birbiriyle aynı mizaçlı yapmaz; bahçe ağacı aşılansa da zeytin incir olmaz. (İkinci mısraın okunuşu kesin değildir.)

5. O yeni yetişmiş gül fidanı kucağa gelmezse ne olur? Ateşli fırın, yasemin fidanının yeri olmaz.

6. Aklın çorak toprağı hakikat bilgisinin feyzini almaya elverişli değildir; her toprak umut tohumlarının saçılmasına layık olmaz.

7. Sâhib, bu vadide söz besleyen Nâbî'nin şiiri dururken bu türden her gazel takdire layık olmaz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Sâhib'in Nâbî'yi açıkça andığı ve onu bu tarzın ustası saydığı şiir budur. Topal, mahlas beytini şairin Nâbî'ye duyduğu hayranlığın, matla beytini de onun hikemî söyleyişinin örneği olarak gösterir. Gazelin bütün yapısı bu hikemî tarzı yansıtır: her beytin ilk mısraı bir hüküm koyar, ikinci mısraı da bu hükmü tabiattan ya da gündelik hayattan alınmış bir örnekle kanıtlar. Hırka giyen herkesin ermiş olmaması, her viranede hazine bulunmamasıyla; cahil zahidin aşka yabancılığı, sirkenin bal olmamasıyla; aşılanan ağacın cinsini değiştirememesi de zeytinin incir olmamasıyla açıklanır. Bu "irsâl-i mesel" tarzı, Nâbî'nin şiirinin en bilinen özelliğidir.

Üçüncü beyitte bir nükte gizlidir: "sirke" ile "engebîn" (bal) yan yana gelince, eski hekimlikte sirke ile baldan yapılan "sirkengebîn" şurubunun adı ortaya çıkar. Şair, iki maddenin bir şurupta karışabileceğini ama sirkenin hiçbir tedbirle bal olamayacağını söyler. Dördüncü beyitteki zeytin ile incir ise Kur'an'daki Tîn sûresinin ilk ayetinde birlikte anılır; ikisi yan yana yetişse de biri ötekine dönüşmez.

Altıncı beyit tohum ile toprak arasındaki ilişkiyi akla uygular: çorak bir akıl, hakikat tohumunu tutmaz. Öğüt dizisinin sonunda mahlas beyti bir edebî hüküm verir: Sâhib, Nâbî'nin şiiri ortadayken aynı vadide yazılan her gazelin övgüyü hak etmeyeceğini söyleyerek kendi gazelini de bu ölçüye vurur.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 3 (7. beyit), s. 6 (1. beyit), s. 151, gazel 53 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 22b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 9a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 14a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar