Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Didiler Ḳaysı ki Leylānuñ uyurken mış mış
Bāġ-ı vaṣlına girüp bir iki şeftālū yemiş
Ḫalḳı vā‘iẓ yine cez̠b itdi çeküp meclisine
Göre ey pīr-i muġān böyle gerek işte keşiş
Ẓann iderdüm yememiş ṣūfī nā-kām yemiş
Meger ol ḫām-ı nihād ise yemişmiş mişmiş
İtmedüm būs o şūḫ olmaya biādār deyü
Ol mest-i nigāh ise uyurmuş mışmış
Naḳd-i eşk-i terüñe ey dīde ḳızıldur didiler
Olmadı rāyic-i bāzār-ı niyāz anı degiş
Mevlevīler gibi it sen de def ü neyle semā‘
Çalġısız uyanma ey ṣūfī-i dīvāneveş
İtme nā-sāz bu şaṭranc-ı fenāda bāzī
Dimeye tā saña manṣūba ger devrān-kiş
Āteş-i ‘aşḳ-ı ciger-sūz ile Ṣāḥibāsā
Küşt-gīrāna duṭuşmaġa dilā sende alış
Günümüz Türkçesiyle
1. Kays için dediler ki, Leyla mışıl mışıl uyurken (Kays) onun vuslat bahçesine girip bir iki şeftali yemiş.
2. Vaiz yine halkı çekip meclisine cezbetti; ey meyhane piri, gör işte, keşiş böyle olmalı.
3. Sofunun (meyveden) yemediğini, nasipsiz kaldığını sanırdım; meğer o ham tabiatlı kayısı yemiş de yemiş.
4. O şuh uyanmasın diye öpmedim; meğer o baygın bakışlı mışıl mışıl uyurmuş.
5. Ey göz, yaş gözyaşı akçene "kızıldır" dediler; niyaz çarşısında geçmedi, onu değiştir. (Beytin anlamı tam açık değildir.)
6. Ey divaneye benzeyen sofu, sen de Mevleviler gibi def ve neyle sema et; çalgısız kendinden geçme.
7. Bu fani dünya satrancında uygunsuz bir hamle yapma; ta ki zamanın dönüşü sana bir oyun tuzağı kurup "kiş" demesin.
8. Ey gönül, Sâhib gibi ciğer yakan aşk ateşiyle sen de pehlivanlarla tutuşmaya alış.
Edebî ve Tarihî Yorum
Divanın en şakacı şiirlerinden biri olan gazel, gücünü Türkçenin "-miş" ekinden ve meyve adlarıyla yapılan cinaslardan alır. İlk beyit bir dedikoduyla açılır: "dediler" ki Kays, Leyla mışıl mışıl uyurken onun bahçesine girip bir iki şeftali yemiş. "Kaysı" kelimesi hem "Kays'ı" (Mecnun'un asıl adı) hem de kayısı meyvesini hatırlatır; şeftali ise eski Türkçede öpücük için de kullanılırdı. Üçüncü beyitte aynı oyun büyür: sofunun yemediği sanılırken "yemişmiş mişmiş", yani meğer kayısı (Arapça ve Farsçada "mişmiş") yemiş. "Yemiş" kelimesinin hem meyve hem de "yedi" anlamına gelmesi, beyitte üçüncü bir katman açar.
"-mış" ve "-miş" ekleri, Türkçede başkasından duyulanı ya da sonradan fark edileni anlatır ve gazelin havasını kurar. Dördüncü beyitte âşık, sevgili uyanmasın diye öpmekten vazgeçer, sonra sevgilinin zaten "mışıl mışıl" uyuduğunu anlar; "mışmış" hem uykunun sesini hem de bu geç anlayışı taşır. Böylece fırsat kaçırılmış olur.
Gazelin ortası yine sofulara ve vaizlere çatar. Vaizin halkı meclisine cezbetmesi bir keşişin işine benzetilir; altıncı beyitte ise müziksiz kendinden geçen "divane" sofuya, hiç değilse Mevleviler gibi def ve neyle sema etmesi söylenir. Yedinci beyit satranç dilini kullanır: "mansûbe" satrançta önceden kurulmuş bir oyun düzeni, "kiş" ise şaha verilen uyarıdır. Mahlas beytinde "küşt-gîr", güreşçi, pehlivan demektir; gönle, aşk ateşiyle pehlivanlarla tutuşmaya alışması öğütlenir.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 27 (4. beyit), s. 155-156, gazel 57 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 23b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 9b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 15a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






