Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ruḫsār-ı yār eyleyeli cāygāh ḫaṭṭ
Cevr ile mülket-i dili itdi tebāh ḫaṭṭ
Faṣl-ı bahār irişdi dem-i rūz-ı Ḫıżr olup
Ḳurdı sefer-i ‘azīmete bārgāh ḫaṭṭ
Müjgānlaruñ gürūh-ı silih-dār ise eger
Ey şāh-ı ‘işve oldı senüñçün sipāh ḫaṭṭ
Dün tīġden geçürdi anı pādişāh-ı ḥüsn
Besbelli eylemişdi yine bir günāh ḫaṭṭ
Ḥüsnüñ gider gelince ḫaṭuñ dirdi zülf līk
Olmadı ḳulı itdi anı rū-siyāh ḫaṭṭ
‘Uşşāḳa itdi rāst o şehnāz ile nigāh
Çār ebruvānın eyleyicek penç-gāh ḫaṭṭ
Kālā-yı ḥüsni düzd-i nigāh-ı raḳībden
Ṣāḥib çi bāk-i ba‘d-ezīn eyler tebāh ḫaṭṭ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ayva tüyü sevgilinin yanağını kendine yurt edineli, gönül ülkesini zulümle harap etti.

2. Bahar mevsimi geldi, Hızır günü vakti oldu; ayva tüyü sefere çıkmak için otağını kurdu.

3. Ey naz padişahı, kirpiklerin silahdarlar bölüğüyse ayva tüyü de senin için ordu oldu.

4. Dün güzellik padişahı onu kılıçtan geçirdi; besbelli ayva tüyü yine bir suç işlemişti.

5. Zülüf, "ayva tüyün gelince güzelliğin gider" derdi; ama (öyle) olmadı, ayva tüyü onu yüzü kara etti. (Beytin anlamı tam açık değildir.)

6. Ayva tüyü dört kaşını penç-gâh edince o şehnaz, âşıklara bakışını doğrulttu (rast etti).

7. Sâhib, güzelliğinin malını rakibin bakış hırsızından (korumak için) ne kaygı! Bundan sonra onu ayva tüyü harap eder.

Edebî ve Tarihî Yorum

Redife de adını veren ayva tüyü ("hat"), burada ülke fetheden, sefere çıkan, ordusu ve silahdarları olan bir hükümdar gibi anlatılır. İkinci beyit, Osmanlı ordusunun sefer takvimini şiire taşır: sefere genellikle bahar gelince, Hızır günü (Hıdırellez, 6 Mayıs) dolaylarında çıkılır, padişahın otağı (bârgâh) kurulurdu. Ayva tüyü de baharın gelişiyle yüzde belirir ve otağını yanakta kurar. Üçüncü beyitte kirpikler silahdar bölüğü, ayva tüyü de sipah, yani ordu olur; dördüncü beyitte ise güzellik padişahı ayva tüyünü "kılıçtan geçirir". Usturayla tıraş, burada bir suçlunun cezalandırılmasına dönüşür.

Altıncı beyit, 51. gazelde görülen musiki oyununu bu kez beş makam adıyla tekrarlar: Uşşak, Rast, Şehnaz, Çârgâh ve Pençgâh. "Rast etmek" doğrultmak, "çâr ebrû" da kelime anlamıyla "dört kaş" demektir ve Farsçada bıyığı yeni terlemiş delikanlıyı anlatır: iki kaşa iki bıyık çizgisi eklenince dört kaş olur. Ayva tüyü bu dört kaşı "penç-gâh", yani beş yerli yapınca sevgili âşıklara bakışını yöneltir. Beyit, kelime anlamları ile makam adlarının iç içe geçtiği bir sanat gösterisidir.

Son mısrada Farsça bir söz geçer: "çi bâk", yani "ne korku, ne gam". Sevgilinin güzelliğini rakibin bakışından korumaya gerek yoktur; nasılsa bundan sonra ayva tüyü onu harap edecektir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 158, gazel 59 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 24a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 10a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 15b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar