Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
‘Arż-ı niyāze kim perīnüñ rıżāsı yoḳ
Bī-hūde nāliş eylemenüñ iḳtiżāsı yoḳ
Yār ile leb-be-leb olalı cām-ı dil-güşā
Rindān iderse bādeye ḥürmet ḫaṭāsı yoḳ
Ney itmeyince la‘l-i leb-i yāri būselik
Eylerse ṣad-nev-āyīne berg ü nevāsı yoḳ
Baḥre nedür bu ḫūn-ı dilüñ ‘arż-ı cūşişi
Tebrīde bā‘is̱ anuñ ile mā-cerāsı yoḳ
Şehr-i ḳanā‘atüñ o ḳadardur ġınāsı kim
Deryūze-i meẕellet ider bir gerdāsı yoḳ
Sükkān-ı mülk-i ḥırṣ gerek şeh gerek gedā
Hep faḳr u iḥtiyācdadur aġniyāsı yoḳ
Dil mālikāne eyledi Ṣāḥib tevekküli
Şol şarṭla ki mezra‘ası yoḳ ḳarası yoḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Perinin niyaz sunulmasına rızası olmadığına göre boş yere inlemenin bir gereği yoktur.
2. Gönül açan kadeh sevgiliyle dudak dudağa geleli, rintler şaraba saygı gösterse bunda bir hata yoktur.
3. Ney sevgilinin yakut dudağını öpmedikçe (Bûselik makamını çalmadıkça), yüz yeni usulle (çalsa da) azığı ve nağmesi yoktur.
4. Gönül kanının coşkusunu denize göstermek nedir? Onun (denizle) serinlemeye sebep olacak bir alışverişi yoktur. (Beytin anlamı tam açık değildir.)
5. Kanaat şehrinin zenginliği o kadardır ki, zillet içinde dilenen bir dilencisi yoktur.
6. Hırs ülkesinin halkı, ister padişah ister dilenci olsun, hep yoksulluk ve ihtiyaç içindedir; zengini yoktur.
7. Sâhib, gönül tevekkülü kendine malikâne edindi; şu şartla ki ne tarlası var ne köyü.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şairin devrine özgü bir maliye kurumu, mahlas beytinde bir tasavvuf kavramına bağlanır. Malikâne, 1695'ten sonra Osmanlı Devleti'nde yaygınlaşan, bir vergi kaynağının peşin bir bedel karşılığında bir kişiye ömür boyu bırakıldığı sistemdi; vergi defterlerinde bu kaynaklar köy (karye) ve mezraa (ekilen ama yerleşim olmayan arazi) olarak kayıtlıdır. Sâhib, gönlün tevekkülü bir malikâne olarak aldığını söyler, ama bu malikânenin ne mezraası ne köyü vardır. Allah'a dayanmak, getirisi gelirle ölçülmeyen bir ömürlük mülk olur. Bu terimler, kadılık ve kazaskerlik yıllarında Sâhib'in sık sık karşılaştığı kelimeler olmalıdır.
Beşinci ve altıncı beyitler, Topal'ın kanaat düşüncesi için örnek gösterdiği bir karşıtlık kurar: kanaat şehri ile hırs ülkesi. Kanaat şehrinde dilenci yoktur, çünkü herkes elindekiyle zengindir; hırs ülkesinde ise padişah da dilenci de yoksuldur, çünkü hiç kimse yetinmez. İki beyit, zenginliği maldan değil gönülden ölçen bir hikemî öğüt verir.
Üçüncü beyit musikiyle oynar: "Bûselik" bir makam adıdır ama Farsça "bûse" (öpücük) kelimesini taşır; "nevâ" da hem bir makam hem de "azık, nasip" demektir ve "berg ü nevâ" deyimi geçim, azık anlamında kullanılır. Ney sevgilinin dudağını "bûselik" etmedikçe, yani öpmedikçe, yüz usul de denese nasipsiz kalır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 18 (5. beyit), s. 161, gazel 62 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 24b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 10b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 16b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






