Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Görinüp dā'ire şeklinde bu ġırbāl-ı felek
Dāneler dökdi uṣūliyle dile gendüm tek
Çerb-i şīrīn-yemege mā'ilüz ol āfetden
Būs u keşden bizi bir yanı ne mümkin itmek
Gūşe-i çeşmle ġayra nigeh-i yāri görüp
Āteş-i reşk ile hażm itmedi çatladı tüfeng
Şerbet-i la‘l-i lebin zaḫm-ı dile em didiler
Ṣoraraḳ bulduḳ anı līk biraz çekdük emek
Bu ḳadar bu nemekīnlik o şeker-lebde nedür
Ṣāḥibā olmaz iken şeker ü ḥelvā vü nemek

Günümüz Türkçesiyle

1. Felek bu kalbur, daire şeklinde görünüp usulüyle gönle buğday gibi taneler döktü.

2. O afetten yağlı ve tatlı yemeğe meyilliyiz; bizi öpmekten ve sarılmaktan bir yana çekmek ne mümkün.

3. Sevgilinin göz ucuyla başkasına baktığını görünce tüfek kıskançlık ateşiyle bunu hazmedemedi, çatladı.

4. Yakut dudağının şerbeti gönül yarasına ilaçtır dediler; sora sora onu bulduk ama biraz emek çektik.

5. Ey Sâhib, şeker, helva ve tuz bir arada olmazken o şeker dudakta bu kadar tuzluluk (melahat) nedir?

Edebî ve Tarihî Yorum

Üçüncü beyit divan şiirinde pek sık görülmeyen bir silahı, tüfeği bir aşk sahnesine sokar. Ateşli silahın namlusu, aşırı barutla ya da ısınmayla çatlayabilirdi; Sâhib bu teknik olayı bir hüsn-i talille kıskançlığa bağlar: sevgilinin göz ucuyla başkasına baktığını gören tüfek, kıskançlık ateşini hazmedemez ve çatlar. Tüfeğin ateşle çalışması, "ateş-i reşk" (kıskançlık ateşi) ifadesini iki kez yerine oturtur. Divandaki tarih manzumelerinde I. Mahmud'un tüfek atışlarına düşülen tarihler de şairin bu silaha yabancı olmadığını gösterir.

Gazelin geri kalanı yemek ve tat dili üzerine kuruludur. Matla beytinde felek bir kalburdur: yuvarlak biçimiyle döner ve gönle buğday tanesi gibi taneler döker. Divan şiirinde ben, tuzağın yanına konan taneye benzetilir; gönül kuşu bu taneye gelerek tuzağa düşer. Buğdayın, Hz. Âdem'in cennetten çıkarılmasına sebep olan yasak tane olarak anılması da beyte bir anlam katmanı ekleyebilir.

Mahlas beyti tatlı ile tuzlunun bir arada olmazlığından bir nükte çıkarır. "Nemekîn", tuzlu demektir ve divan şiirinde esmer, cana yakın güzelliği anlatan "melâhat" ile aynı anlam alanındadır. Şeker, helva ve tuz bir sofrada karışmazken sevgilinin şeker dudağı aynı zamanda tuzludur; yani hem tatlı hem de alımlıdır.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 165, gazel 65 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 25b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 11b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 17b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar