Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Mey bāġ-ı bezm-i ‘ayşa çekilsün ḳabaḳ ḳabaḳ
Yine kümeyt-i bāde yürisün ayaḳ ayaḳ
Her ṣubḥ ṭıfl-ı ġonca oḳur Fetḥ sūresin
Ḫāce nesīm-i feyż-i es̱erden sebaḳ sebaḳ
Esrār-ı ḥüsnüne baḳup eyler muṭāla‘a
Bülbül kitāb-ı ġoncayı açmış varaḳ varaḳ
Pür-mihri oldı ‘aşḳı ile māh-ı bī-ḳarār
Şehri ṭoḳuz ṭolandıġı oldur soḳaḳ soḳaḳ
Ḫavf ile dil açıldı Kefe lālesi gibi
Tātār-ı çeşmi cāna gelince ḳonaḳ ḳonaḳ
Geldikce bāġa vaṣf-ı ruḫ-ı yār ile ṣabā
Zer-pāş olur ḳudūmine güller ṭabaḳ ṭabaḳ
Ol pādişāh-ı şu‘le ruḫ-ı āteşīn-mizāc
Hep ḳullarını yoḳladı Ṣāḥib ocaḳ ocaḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Zevk meclisinin bahçesine şarap su kabağı su kabağı taşınsın; yine kızıl doru şarap at gibi kadeh kadeh yürüsün.
2. Her sabah gonca çocuğu Fetih suresini okur; hocası feyiz eserinin meltemidir, (okuttuğu) ders ders.
3. Bülbül güzelliğinin sırlarına bakıp mütalaa eder; gonca kitabını yaprak yaprak açmış.
4. Kararsız ay onun aşkıyla sevgi (güneş) doldu; şehri dokuz kez sokak sokak dolaşmasının sebebi budur.
5. Gözünün Tatarı konak konak cana gelince, gönül korkuyla Kefe lalesi gibi açıldı.
6. Saba sevgilinin yanağının vasfıyla bahçeye geldikçe, güller onun gelişine tabak tabak altın saçar.
7. Sâhib, alev yanaklı, ateş mizaçlı o padişah bütün kullarını ocak ocak yokladı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Kafiye yerinde hep bir Türkçe ikileme durur: kabak kabak, ayak ayak, sebak sebak, varak varak, sokak sokak, konak konak, tabak tabak, ocak ocak. Her ikileme, bir şeyin tek tek ve sırayla olduğunu anlatır ve gazele bir yürüyüş, bir sayım havası verir. "Kabak" içi oyulup şarap konan su kabağı, "ayak" ise eski Türkçede kadehtir; "kümeyt" de hem kızıl doru at hem de kırmızı şaraptır. Şarap böylece bir at gibi meclis içinde ayak ayak, yani kadeh kadeh yürür.
Topal'ın tezinde ayrıca andığı ikinci beyit, bir mektep sahnesidir. Her sabah açılan goncanın Fetih suresini okuması, sûrenin adındaki "fetih" (açılma) kelimesiyle goncanın açılışı arasında kurulan bir ilgiye dayanır. Gonca bir mektep çocuğudur, hocası saba rüzgârıdır ve dersler sebak sebak, yani bölüm bölüm verilir. Üçüncü beyit bu okul sahnesini sürdürür: bülbül, gonca kitabını yaprak yaprak açıp mütalaa eder.
Beşinci beyitte devrin coğrafyası görünür. Kırım'daki Kefe, Osmanlı bahçelerinde sevilen bir lale türüne adını vermişti; Kırım Tatarlarının akıncı birlikleri de konak konak ilerleyen hızlı süvarileriyle bilinirdi. Sevgilinin gözü bir Tatar akıncısıdır; o can ülkesine konak konak ilerleyince gönül korkuyla Kefe lalesi gibi açılır. Mahlas beyti ise "ocak" kelimesiyle oynar: ateş mizaçlı padişah kullarını ocak ocak yoklar. Ocak hem ateşin yandığı yer hem de kapıkulu askerlerinin ocağıdır; padişahın askerini yoklaması, burada aşk ateşinin her gönlü tek tek dolaşmasına dönüşür.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 12 (2. beyit), s. 162, gazel 63 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 25a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 10b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 16a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






