Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ṣındurma şīşe-i dilini mübtelālaruñ
Meyl itme inkisārına ey şeh gedālaruñ
Teşbīh olunmayaydı eger ḫāk-pāyuña
Olmazdı dīdelerde yeri tūtiyālaruñ
Ḳadüm ḫam oldı destümi dut ey nihāl-i nāz
Pīrāne iḳtiżāsı ‘ayāndur ‘aṣālaruñ
Olmaḳla vaṣla vāsıṭa bezm-i ḫayālde
Memnūn luṭf-ı himmetiyüz ḫulyālaruñ
Cebr-i küsūr itdiginüñ muḳteżāsıdur
Gitmez siyāh baḫtlıġı mūmyālaruñ
Sūz-ı cigerde lāzıme-i āh-ı serddür
Āteş olursa mīvesi faṣl-ı şitālaruñ
Rūyında yārüñ olmaġ ile ḫaṭṭ nemā-peẕīr
Ṣāḥib kederler aldı maḳāmın ṣafālaruñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey padişah, (aşka) düşkün olanların gönül şişesini kırma; dilencilerin kırılmasına meyletme.

2. Eğer ayağının tozuna benzetilmeseydi, tutyanın gözlerde yeri olmazdı.

3. Ey naz fidanı, boyum büküldü, elimi tut; yaşlıların değneğe ihtiyacı apaçıktır.

4. Hayal meclisinde vuslata aracı oldukları için hülyaların himmet lütfuna minnettarız.

5. Mumyaların kara bahtlılığının gitmemesi, kırıkları sardıklarının gereğidir.

6. Ciğerin yanışında soğuk ah gereklidir; kış mevsimlerinin meyvesi ateş olsa (ne olur). (Beytin anlamı tam açık değildir.)

7. Sâhib, sevgilinin yüzünde ayva tüyü bitince safaların yerini kederler aldı.

Edebî ve Tarihî Yorum

Beşinci beyit, eski hekimliğin bir ilacını hem renk hem de matematik oyunuyla işler. "Mûmyâ", kırık ve çıkıkların sarılmasında kullanılan kara renkli, ziftli bir maddeydi; kemik kırıklarını sarmak da "cebr-i küsûr" diye anılırdı. Mumyanın bahtının kara olması, yani renginin siyah olması, kırıkları sarmasının bir bedelidir: başkalarının kırığını onaran ilaç kendi karalığından kurtulamaz. "Cebr" ile "küsûr" kelimeleri, aynı zamanda cebir ilmini ve aritmetikte kesirleri de hatırlattığı için beyte bir hesap havası da karışır.

Topal, üçüncü beyti şairin yaşlılığa ve değneğe değindiği yer olarak anar. Âşığın boyu yaşlılıkla bükülmüştür ve sevgiliden elini tutmasını ister; sevgilinin "naz fidanı" olarak anılması, onu yaşlı adamın dayanacağı bir değneğe çevirir. İkinci beyit de bir göz ilacıyla kuruludur: tutya, eski hekimlikte göze sürülen bir ilaçtı; şair, tutyanın gözlerdeki değerini sevgilinin ayak tozuna benzetilmesine bağlar.

Matla beytinde "inkisâr" hem kırılma hem de gönül kırgınlığı demektir; şişe gibi kırılgan gönüllerin kırılmaması istenir. Mahlas beytindeki keder, ayva tüyünün gelişinden doğar.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 23 (3. beyit), s. 167, gazel 67 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 26a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 11b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 17a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar