Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün
Ḫūbān-ı ḫurde-sāle dimek dil-firībcik
Gūya ḥakīme ḫaste dimekdür ṭabībcik
Taṣfīr ü ḫūr olması emr-i ehemm iken
Aġyār-ı fitne-sāza dinilmez raḳībcik
Ol ġonca hem açıldı hem oldı ḫazān-peẕīr
Bir nāle ile ḳaldı hemān ‘andelībcik
Şeb-nem fütādelikle olur mihre çehre-sā
Elbette bir firāza irer bir nişībcik
Doymazdı fikr-i cum‘a ile fikr-i şenbihi
Olsaydı ṭıfl-ı dilde birazcıḳ şebībcik
Almaḳda ḥiṣṣe ḫalḳ-ı cihān ḫürd u ḫᵛābdan
Ḳaṭ‘a dile virilmedi az çoḳ naṣībcik
Ṣāḥib dil-i şikeste-ten-i sūznākde
Külḫanda gūyā ḫaste yatur bir ġarībcik
Günümüz Türkçesiyle
1. Küçük yaştaki güzellere "gönül aldatıcıcık" demek, sanki hekime "hasta doktorcuk" demektir. (Beytin anlamı tam açık değildir.)
2. ... olması en önemli iş iken, fitne çıkaran yabancılara "rakipçik" denmez. (İlk mısraın anlamı açık değildir.)
3. O gonca hem açıldı hem de güz yeline uğradı; bülbülcük yalnızca bir inleyişle kaldı.
4. Çiy düşkünlüğüyle yüzünü güneşe sürer; elbette bir alçacık yer de bir yüksekliğe erişir.
5. Gönül çocuğunda birazcık gençlik olsaydı, cuma düşüncesi ile cumartesi düşüncesine doymazdı. (Beytin anlamı tam açık değildir.)
6. Dünya halkı yiyecekten ve uykudan pay alırken, gönle az çok bir nasipçik bile verilmedi.
7. Sâhib, yanık ve kırık bedendeki kırık gönül, sanki külhanda yatan hasta bir garipçiktir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Arapça ve Farsça kelimeler bu gazelde Türkçenin küçültme eki "-cik"i alarak kafiyeye girer: firîbcik, tabîbcik, rakîbcik, andelîbcik, nişîbcik, şebîbcik, nasîbcik, garîbcik. Divan şiirinin ağır yabancı kelimeleri bu küçük Türkçe ekle sevimli, hatta alaycı bir sese bürünür. Gazel yalnız İstanbul Üniversitesi T. 738 nüshasında yer alır ve şairin dille oynamaktan hoşlanan yanını gösterir.
Mahlas beyti devrin İstanbul'undan bir manzara taşır. Külhan, hamamın suyunu ısıtan ocağın bulunduğu bölümdür; evsiz kimseler, geceleri bu sıcak yerlerde yatarlardı ve "külhanbeyi" adı da buradan gelir. Sâhib, yanık bedenin içindeki kırık gönlü külhanda yatan hasta bir garibe benzetir; gönlün yanışı ile külhanın ateşi aynı sahnede birleşir.
Dördüncü beyit Farsçadaki "firâz u nişîb" (iniş ve yokuş, yüksek ve alçak) ikilisini kullanır. Yere düşmüş çiy tanesi alçakta durur, ama sabah güneşine yüzünü sürerek yükselir; düşkünlük, yükselmenin yolu olur. Üçüncü beyitte açılan goncanın hemen güz yeline uğraması ve bülbülün yalnızca bir inleyişle kalması, güzelliğin kısa ömrünü anlatır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 171, gazel 70 (İÜ Ktp. T. 738, vr. 17b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






