Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Ger gözüm üzre ḳadem baṣṣa o ḫurşīd-i cemāl
Ḥalḳa-i çeşmümi sāḳiye iderdüm ḫalḫāl
Nice ‘arż eyleyeyüm ża‘fumı kim feryādum
Gūşına girmez o meh-rūnun ölürsem de ḫayāl
Rūze-dārān-ı ġama oldı ḫaṭuñ vaḳt-i ġurūb
‘Ārıż-ı nūr misāl ise ṣabāḥ şevvāl
Merkez-i vaḥdet olur dā’ire-i keṡretden
Noḳṭa-i nūn-ṣıfat ḥalḳa-i zülf içre o ḫāl
Bize göstermeye Ḥaḳ ol mehüñ eksikligini
Ayırmaya devlet-i ḫurşīd cemāline zevāl
Gözle pā-mālüñ olan dilleri ey zülf-i siyeh
Manẓarı ṣadr-nişīnānuñ olur ṣaff-ı ni‘āl
Nev-be-nev bir güzelüñ naḳş-ı ḫaṭ u ḫāli ile
Ṣāḥibā ṣafḥa-i dil oldı çü levḥ-i remmāl
Günümüz Türkçesiyle
1. O güneş güzelliğindeki sevgili gözümün üstüne ayak basaydı, gözümün halkasını onun bacağına halhal (ayak bileziği) yapardım.
2. Zayıflığımı nasıl anlatayım; feryadım o ay yüzlünün kulağına girmez, ölüp bir hayale dönsem de. (İkinci mısraın sonundaki "hayal" ölünce hayalet gibi kalmayı da, ancak düşte görülmeyi de anlatabilir.)
3. Gam orucunu tutanlara senin yüzündeki ayva tüyü akşam ezanı vakti, yani iftar oldu; nur gibi yanağın ise şevval sabahı, yani bayram sabahıdır.
4. Zülfün halkası içindeki o ben, "nûn" harfinin noktası gibi, çokluk dairesinin içinden birliğin merkezi olur.
5. Tanrı o ayın eksildiğini bize göstermesin; onun güneş güzelliğinin devletine sönüş vermesin.
6. Ey kara zülf, ayağının altında çiğnenen gönülleri gözet; baş köşede oturanların gördüğü yer, kapı dibindeki pabuçluktur. Beyit kesin bir anlama oturmaz: çiğnenen gönüllerin yeri pabuçluktur, ama yukarıdakilerin gözü de oradadır, diye okunabilir.
7. Ey Sâhib, her seferinde yeni bir güzelin ayva tüyü ve ben nakşıyla gönlün sayfası remil ustasının levhası gibi oldu (çizgi ve noktalarla doldu).
Edebî ve Tarihî Yorum
Mahlas beyti, falcılığın bir dalından alınmış bir benzetmeyle kapanır. Remil, kuma ya da bir levha üzerine çizilen noktalar ve çizgilerden şekiller çıkararak gelecekten haber verme bilgisidir; remmâl bu levhayı kullanan kişidir. Sâhib'in gönül sayfası da her yeni güzelin "hat"ı ve "hâl"i ile dolmuştur. Hat hem yanaktaki ayva tüyü hem de çizgi, hâl hem ben hem de nokta demektir; böylece güzellerin yüzlerinden kalan izler remil levhasının çizgileri ve noktaları olur.
Aynı nokta-daire oyunu dördüncü beyitte tasavvufi bir düşünceye bağlanır. Arap harflerinde "nûn" yarım daire biçimindedir ve noktası tam ortasına düşer. Zülfün halkası bu daireye, içindeki ben de noktaya benzetilir. Kesret (çokluk) dairesinin ortasındaki tek nokta vahdetin (birliğin) merkezidir; sevgilinin yüzündeki küçük bir ben, varlığın çokluğu içindeki birliği gösteren bir işarete dönüşür.
Üçüncü beyitte Ramazan takvimi kullanılır. Gam orucu tutan âşıklar için sevgilinin yüzünde beliren ayva tüyü akşam karanlığıdır, yani iftar vakti; parlak yanak ise şevval ayının ilk sabahı, bayramdır. Ayva tüyünün çıkması divan şiirinde çoğu zaman güzelliğin sonu sayılır; burada ise oruçlunun beklediği müjdeye çevrilmiştir.
İlk beyitteki halhal, kadınların ayak bileğine taktığı halkadır. Âşık, gözünün yuvarlak çukurunu bu bileziğe benzetir ve sevgilinin ayağına takmayı diler.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 174, gazel 73 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 28a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 12a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 18a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






