Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Sāḳī bilince olduġun andan ricām cām
Ṣundı lebüñ olup o büt-i ḫoş-ḫırām rām
Şeb-būy-ı ḫoş-şemīm ḫaṭṭından kināyedür
Meşhūr-ı ‘ālem olduġı cennet-meşāmm şām
Bu levḥde miṡāl-i elif müstaḳīm olan
İtmez ḳadin edāniye vaḳt-i selām lām
Maḫṣūṣ-ı maṭbaḫ-ı ni‘am-ı girdgārdur
Olmaḳ bu ḫalḳ-ı ‘āleme baḫş-ı ṭa‘ām ‘ām
Ṣāḥib baḳılsa ġāyeti seng-i mezārdur
Kesb itse de ne deñlü nigīnveş enām nām

Günümüz Türkçesiyle

1. Sâki, benim ondan dileğimin kadeh olduğunu anlayınca, o salınarak yürüyen put güzeli yumuşayıp bana dudağını (dudak kadehini) sundu.

2. Cennet kokulu diye dünyaca bilinen Şam, (sevgilinin) güzel kokulu şebbû çiçeğine benzeyen ayva tüylerinin kinayesidir (Şam aynı zamanda akşam demektir; tüyün koyuluğu akşamı çağrıştırır).

3. Bu dünya levhasında elif harfi gibi dosdoğru duran kişi, selam verirken alçaklara boyunu "lâm" harfi gibi bükmez.

4. Yiyecek bağışının bütün dünya halkına genel olması, yalnız Yaratıcı'nın nimet mutfağına özgüdür.

5. Sâhib, insan mühür taşı gibi halk arasında ne kadar ad kazansa da, bakılırsa sonu bir mezar taşıdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin her mısraı aynı oyunla biter: son kelime, kendinden önceki kelimenin son hecesidir. "Ricâm câm", "hırâm râm", "meşâmm şâm", "selâm lâm", "ta‘âm ‘âm", "enâm nâm"; kulağa yankı gibi gelen bu dizilişte ikinci kelime birincinin içinden çıkar ama ayrı bir anlam taşır: kadeh, yumuşak huylu, Şam, lâm harfi, genel, ad. Kafiyeyi bir hüner gösterisine çeviren bu tutum, Sâhib'in başka gazellerinde de görülen söz oyunlarına düşkünlüğüyle uyuşur ve her beytin anlamını son kelimeye yaslar.

Üçüncü beyit harflerin biçiminden ahlak çıkarır. Elif dimdik bir çizgidir; lâm ise alttan kıvrılan, eğik bir harftir. Doğru adam selamlaşırken bile bayağı kişilerin önünde lâm gibi eğilmez. Bu beyit, gazelin aşk havasından çıkıp bir öğüde döndüğü yerdir ve sonraki iki beyit de aynı yolda yürür.

Mahlas beytinde iki taş karşılaştırılır. Nigîn, üzerine sahibinin adı kazınan mühür taşıdır; mezar taşına da ölünün adı yazılır. İnsan hayatı boyunca mühür taşındaki gibi adını halka kazımaya uğraşır, ama sonunda adının kazındığı son taş mezar taşıdır. Dördüncü beyitte de aynı alçakgönüllülük vardır: bütün dünyayı doyuran sofra yalnız Tanrı'nındır, kulun cömertliği sınırlıdır.

İkinci beyitteki şebbû, akşamları koku saldığı için "gece kokusu" adını almış bir çiçektir; Şam ise hem cennete benzetilen bahçeleriyle ünlü şehir hem de akşam vaktidir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 175, gazel 74 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 27b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 12a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 18b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar