Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ye’si ben vāsıṭa-i cümle-i maṭlab buldum
Her temennāyı tevekkülde müretteb buldum
Sūḳ-ı ḫülyada çü bāzār teṣāvīr-i behişt
Bī-tereddüd ne ṭaleb ḳıldum ise hep buldum
Yine ta‘bīrini ey ġonca lebüñden ṣoralum
Bu gice ḫᵛābda bir cām-ı leb-ā-leb buldum
Dilikim itmişidüm çoḳdan arardum ḫālā
Ḫālveş muḫtefī-i küşe-i ġabġab buldum
Bu ḳadar bilmez idüm meşreb-i meykedeyi
Vüs‘atin ḫaylice şāyeste-i meşreb buldum
Ḫāmenüñ rāzını fehm eyleyemez hem-dem iken
Ben devātı hele pek cehl-i mürekkeb buldum
Görmege Ṣāḥib-i bīmārı nidem vardumsa
Bister-i hicrde bī-çāre vü pür-teb buldum

Günümüz Türkçesiyle

1. Ümitsizliği bütün dileklere ulaştıran aracı buldum; her dileği tevekkülün içinde sıraya konmuş buldum.

2. Hayal çarşısında, cennetin suretler çarşısı gibi, ne istediysem duraksamadan hepsini buldum.

3. Ey gonca, bunun yorumunu yine senin dudağından soralım: bu gece rüyamda ağzına kadar dolu (dudak dudağa) bir kadeh buldum.

4. Çoktan yitirdiğim gönlümü hâlâ arıyordum; onu bir ben gibi gerdanın (gabgabın) köşesine gizlenmiş buldum.

5. Meyhanenin mizacının bu kadar geniş olduğunu bilmezdim; genişliğini bir içki yerine (meşrebe) epeyce yakışır buldum.

6. Kalem, onunla hep bir arada olduğu hâlde sırrını anlayamazken, ben hokkayı büsbütün "cehl-i mürekkeb" (bilmediğini bilmeyen cahillik; mürekkeple dolu cahillik) buldum.

7. Hasta Sâhib'i görmeye ne zaman vardıysam, onu ayrılık yatağında çaresiz ve ateşler içinde buldum.

Edebî ve Tarihî Yorum

Altıncı beyit, mantık kitaplarındaki bir terimi yazı takımının içine yerleştirir. "Cehl-i mürekkeb", kişinin bilmediğini de bilmemesidir; "basit cehalet" bilmediğini bilen kişinin hâlidir. "Mürekkeb" ise hem "birleşik" hem de yazı mürekkebidir. Hokka, mürekkeple doludur; kalem her gün onun içine dalar, ama hokkanın sırrını öğrenemez. Sâhib bu iki anlamı tek bir tamlamada buluşturur ve hokkayı mürekkeple dolu bir cahile çevirir. Bir nüsha mısraı "Hâmenüñ sırrına vâkıf olamaz" biçiminde okur; anlam değişmez.

Beşinci beyitte benzer bir oyun "meşreb" kelimesiyle kurulur. Meşreb, bir kişinin mizacı, yaradılışıdır; kelimenin kök anlamı ise içilecek su kaynağı, içki yeridir. Meyhanenin mizacı öyle geniştir ki gerçekten bir içki yerine yaraşır.

İkinci beytin arkasında bir hadis rivayeti vardır: cennette alışverişin yapılmadığı, yalnız suretlerin bulunduğu ve dileyenin istediği surete girdiği bir çarşıdan söz edilir. Şair hayal dünyasını bu çarşıya benzetir; orada istenen her şey bedelsiz ve hemen bulunur. İlk beyitteki ümitsizlik övgüsü de aynı düşünceye bağlanır: dilekten vazgeçen tevekkül içinde her dileğini hazır bulur.

Üçüncü beyitte "leb-â-leb" (ağzına kadar dolu) sözü, kelime kelime "dudak dudağa" demektir; rüyada görülen dolu kadehin yorumunun sevgilinin dudağından istenmesi bu yüzdendir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 177, gazel 76 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 28a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 12b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 18a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar