Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Şüküfte ḳalur ġonca füsūn-ı dehenümden
Leb-beste olur bülbül edā-yı süḫanumdan
Eyvā ile geçdi güni ‘uşşāḳumuñ ekṡer
Şeftālū recāsıyla bu sīb-i zeḳanumdan
Hūn oldu dili hasret ile nāfe-i çīnin
Nev-hāste-i hatt-ı siyeh-i pür-fitenümden
Ta‘ṭīr-i ḫaṭ u ḫāl-i bütān itmege her dem
Deryūze ḳılup bād-ı ṣabāya semenümden
Māh-ı felek efsürde vü pür-dāġ-ı gülefdür
Kettān-ı leṭāfet eṡer-i pīrehenümden
Rāḥat mı gezer ḳāfile-i ḫāṭır-ı ‘uşşāḳ
Ġamzem gibi bir dād-nedān rāh-zenümden
Ol meh didi Ṣāḥib oḳu ‘uşşāḳa bu naẓmı
Nābiye naẓīre dehen-i dürr-figenümden
Günümüz Türkçesiyle
1. Ağzımın büyüsü karşısında gonca şaşkın, ağzı açık kalır; sözümün edası karşısında bülbül dilini yutar.
2. Âşıklarımın çoğunun günü, bu çene elmamdan bir şeftali (bir öpücük) umarak "eyvah" (ayva) ile geçti.
3. Yeni bitmiş, fitne dolu kara ayva tüyümün hasretiyle Çin misk kesesinin gönlü kana döndü.
4. Sabah yeli güzellerin ayva tüyünü ve benini kokulandırmak için her an benim yasemin tenimden dilenir. (Mısraın öznesi kesin değildir; güzellerin sabah yelinden koku dilendiği de anlaşılabilir.)
5. Gökteki ay, gömleğimin zarif keteninin etkisiyle solgun ve leke dolu kalmıştır.
6. Âşıkların gönül kervanı, bakışım gibi insaf bilmeyen bir yol kesicimin elinden rahat yol alabilir mi?
7. O ay yüzlü dedi: "Sâhib, inci saçan ağzımdan çıkan bu şiiri, Nâbî'ye nazire olarak âşıklara oku."
Edebî ve Tarihî Yorum
Gazelin bütününü sevgili söyler. Her mısra "-ümden", "-umdan" ile, yani "benim ağzımdan, sözümden, çenemden" diye biter ve güzel kendi güzelliğini kendisi över; mahlas beytinde de şiirin sahibi olarak ortaya çıkar: "Bu şiiri inci saçan ağzımdan Nâbî'ye nazire diye âşıklara oku." Sâhib böylece kendi gazelini sevgilinin ağzına yerleştirir, kendine ise yalnız okuyuculuk payı bırakır. Nazireye konu olan Nâbî (ö. 1712), Sâhib'in gençlik yıllarında hayatta olan ve şiiri hikmetli söyleyişiyle örnek alınan büyük bir şairdi. Nâbî divanındaki hangi gazelin karşılandığını tez belirtmiyor.
İkinci beyitte meyve bahçesinden bir oyun kurulur. "Eyvâ" hem "eyvah" ünlemi hem de ayva diye okunabilir; şeftali, Osmanlı şiirinde öpücüğün de adıdır; sîb-i zekan, çene elmasıdır. Âşıklar elmadan şeftali umarak günlerini ayva ile, yani "eyvah" diyerek geçirir.
Beşinci beyitte eski bir inanç işin içindedir: ay ışığının keteni çürüttüğü söylenir. Sâhib bunu tersine çevirir. Sevgilinin keten gömleği o kadar zariftir ki bu kez ay solmuş, yüzü lekelerle dolmuştur. Üçüncü beyitte misk de aynı yarışmayı kaybeder. Misk, Çin ve Tatar ceylanlarının göbeğindeki keseden çıkar ve kandan oluştuğuna inanılır; misk kesesinin "gönlünün kan olması" hem bu inancı hem de kıskançlığı anlatır.
Altıncı beyitte bakış bir yol kesicidir ve âşıkların gönül kervanı onun elinden güvenle geçemez.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 178, gazel 77 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 28a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 12b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 19a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






