Özgün Metin

Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün

Ruḫ-ı ḫurşīd-i tāb-ı yāre baḳ meh-tābı neylersin
Mey-i rengīn dururken meclis içre ābı neylersin
Ḫaṭādur intiḫāb-ı cāy-ı būse rūy-ı dil-berde
Dilā ṣaḥn-ı ḥarīm-i Ka‘bede miḥrābı neylersin
O şūḫuñ ḫançer-i bürrānını seyr eyle sīnemde
Güẕeşte dāstān-ı Rüstem ü Sührābı neylersin
Yaḳışmaz çīn-i ebrū ḫaṭṭı gelmiş rūy-ı ḫūbāna
Yıḳılmış ḫāne-i ḥüsn ey perī bevvābı neylersin
Mey-i gül-gūnı Ṣāḥib beñzedirsin la‘l-i dil-dāra
Ġaraż teşbīh-i isti‘dād ise vişn-ābı neylersin

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgilinin güneş gibi parlayan yanağına bak, ay ışığını ne yapacaksın; mecliste renkli şarap dururken suyu ne yapacaksın?

2. Gönül alanın yüzünde öpücük için yer seçmek yanlıştır; ey gönül, Kâbe'nin kutsal avlusunda mihrabı ne yapacaksın?

3. O şuhun keskin hançerini göğsümde seyret; geçmişte kalmış Rüstem ile Sührab destanını ne yapacaksın?

4. Ayva tüyü bitmiş güzellerin yüzüne kaş çatmak yakışmaz; ey peri, yıkılmış güzellik evinin kapıcısını ne yapacaksın?

5. Sâhib, gül renkli şarabı sevgilinin lal dudağına benzetiyorsun; amaç yatkın bir benzetme bulmaksa vişnabı ne yapacaksın? Beyit kapalıdır: şair, gül renkli şarap dururken vişne şerbetinin benzetmeye gerek olmadığını söylüyor gibidir.

Edebî ve Tarihî Yorum

İkinci beyit, fıkıhtan bilinen bir durumu öpücüğe uygular. Mihrap, camide kıblenin yönünü gösteren oyuktur ve namaz kılan kişinin nereye döneceğini ona bildirir. Kâbe'nin çevresinde ise mihraba gerek kalmaz; Mescid-i Haram'da namaz kılanlar Kâbe'nin dört yanından ona döner ve her yön kıbledir. Sâhib bu bilgiyi sevgilinin yüzüne taşır: o yüzün her yeri öpülmeye değer olduğu için öpücüğe yer seçmek, Kâbe'nin avlusunda mihrap aramak gibi boş bir iştir.

"Neylersin" redifi gazelin bütününde aynı soruyu sorar: asıl dururken gölgesini ne yapacaksın? Güneş varken ay ışığına, şarap varken suya, gözün önündeki hançer varken eski bir destana gerek yoktur. Üçüncü beyitteki Rüstem ile Sührab, Firdevsî'nin Şâhnâme'sinde birbirini tanımadan dövüşen baba ile oğuldur; Rüstem oğlunu hançerle öldürür ve ancak sonra kim olduğunu öğrenir. Âşığın göğsünde sevgilinin hançeri dururken bu bilinen trajedi eskimiş bir hikâyeye döner.

Dördüncü beyit ayva tüyü bitmiş güzele seslenir. Kaşın çatılması, kapıyı bekleyen bir kapıcının sert yüzü gibidir; ama tüy bitince güzellik evi yıkılmıştır ve yıkık evin kapıcıya ihtiyacı yoktur. Mahlas beytindeki vişnap, vişneden yapılan bir içkidir; şair lal dudağa benzetmek için gül renkli şarabın yettiğini söyler. Bu son beytin ince bir nüktesi olabilir; metin onu tam açığa çıkarmaz.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 180, gazel 79 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 28b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 13a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar