Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Olup āzürde dehrüñ cünbiş-i bī-irtibāṭından
Ayaḳ çekdük bu bezm-i nā-be-sāmānın bisāṭından
O māhuñ ārzū-yı ‘ıyd-ı nev-rūz-ı visāliyle
Teşekkī itmezüz serdī-i hicrānuñ şubāṭından
Ruḫ-ı dil-ber bu reng-i rū ile bu āb u tāb ile
Delīl-i rāstdur āteşle ābuñ iḫtilāṭından
Yine bir mübtelāsın çerb-i şīrīn ile seyr itdi
O ḫᵛān-sālār-ı ‘işve la‘l-i şīrīni simāṭından
Kemerāsā geçen mūy-ı miyān-ı yāre dil-beste
Olur āgāh Ṣāḥib ḥaşruñ aḥvāl-i ṣırāṭından
Günümüz Türkçesiyle
1. Zamanın düzensiz, başı sonu belirsiz eğlencesinden incinip bu dağınık meclisin halısından ayağımızı çektik.
2. O ayın vuslatından doğacak yeni gün bayramını (nevruzu) umduğumuz için ayrılık soğuğunun şubatından şikâyet etmeyiz.
3. Sevgilinin yanağı, bu yüz rengiyle, bu parlaklık ve tazelikle, ateşle suyun bir arada bulunabildiğinin doğru bir delilidir.
4. O cilve sofrasının başı, tatlı lal dudağının sofrasından bir âşığını yine tatlı bir lokmayla doyurdu. ("Seyr itdi" burada "sîr itdi", yani doyurdu, anlamında görünüyor; neşir kelimeyi böyle basmıştır.)
5. Ey Sâhib, sevgilinin kemer yerine geçen kıl gibi ince beline gönül bağlayan kişi, mahşerdeki Sırat köprüsünün hâlinden haberdar olur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Sevgilinin incecik beli, son beyitte kıyamet gününün köprüsüne bağlanır. İslam inancında Sırat, cehennemin üzerine kurulan, kıldan ince ve kılıçtan keskin olduğu anlatılan köprüdür; mahşerde herkes onun üzerinden geçer. Divan şiirinde sevgilinin beli de kıldan ince sayılır. Sâhib bu iki inceliği yan yana getirir: kıl gibi bele gönül bağlayan âşık, Sırat'ın nasıl bir şey olduğunu daha bu dünyada öğrenir; o belin üzerinde durabilmek de köprüden geçmek kadar zordur.
İkinci beyit takvimden bir teselli çıkarır. Şubat kışın en sert ayıdır; nevruz ise 21 Mart'ta, baharın başında kutlanan yeni gün bayramıdır. Âşık, vuslatın bir nevruz gibi geleceğini umduğu için ayrılığın soğuk şubatına katlanır. Üçüncü beyitte birbirine zıt iki unsur sevgilinin yanağında barışır: yanağın kırmızılığı ateş, tazeliği ve parlaklığı ("âb u tâb") sudur.
Dördüncü beyit sofra dilinden kurulur. Hân-sâlâr, saray sofrasını yöneten kişidir; simât, büyük sofra, çerb ise yağlı, lezzetli yemektir. Sevgilinin dudağı bir ziyafet sofrası, sevgili ise o sofranın başıdır. Bir nüsha mısraı "piyâz-ı huşk-i cevr" (cefanın kuru soğanı) diye okur ve beyit o okumada tam tersine döner: sevgili âşığına bal değil, kuru soğan yedirir. İlk beytin "ayak çekmek" deyimi de bir meclisin halısından kalkmayı anlatır; gazel bir meclisten çekilişle açılır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 181, gazel 80 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 29a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 13b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 18b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






