Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
Ölürsem penbe-i ‘aşḳı ḳoparmam sīne dāġından
Çıḳarsun ḫaste-dil ol penbeyi söyleñ ḳulaġından
İder elbette bir gün ser-firāz üftādesin sāḳī
Sebük-serlik idüp ḳaldırma baş zinhār ayaġından
Tennūr-ı dilde yaḳdı bir ḳul oġlı āteş-i ‘aşḳı
O naḫl-i gül ilāhi eksik olmasın ocaġından
Düşünce aġlamaḳdan dīdeye aġ merdüm-i çeşmüm
Oḳurlar mā-cerā-yı dīde-i giryānı aġından
Çıkup rūze yine mey-ḫāneler fetḥ olsa ey Ṣāḥib
Biraz āzāde olsaḳ şaḥne-i şehrüñ yasaġından
Günümüz Türkçesiyle
1. Ölsem de aşkın pamuğunu göğsümdeki yara izinden koparmam; söyleyin, o hasta gönüllü pamuğu kulağından çıkarsın (öğüt dinlesin).
2. Sâki elbette bir gün düşkününü başı yüce eder; sakın hafiflik edip onun ayağından (kadehinden) başını kaldırma.
3. Bir kul oğlu (yeniçeri yavrusu) gönlün tandırında aşk ateşini yaktı; Allah'ım, o gül fidanı ocağından eksik olmasın.
4. Ağlamaktan gözümün bebeğine ak düşünce, ağlayan gözün serüvenini o aktan okurlar. Beytin ilk mısraı kesin bir dizilişe oturmaz; "ak" ile "ağ" (göz akı ve ağ) arasında bir oyun sezilir.
5. Ey Sâhib, oruç ayı çıkıp meyhaneler yine açılsa da şehir subaşının yasağından biraz kurtulsak.
Edebî ve Tarihî Yorum
Üçüncü beyit, İstanbul'un askerî hayatından iki kelimeyi aşk diline taşır. "Kul oğlu", kapıkulu askerinin, özellikle yeniçerinin oğlu demektir; "ocak" ise hem ateş yakılan yer hem de Yeniçeri Ocağı'nın adıdır. Sevgili bir yeniçeri yavrusudur ve âşığın gönül tandırında aşk ateşini yakmıştır. Beytin ikinci mısraı bir halk duasını kullanır: "ocağı eksik olmasın". Dua hem ateşin sönmemesini hem de o gül fidanının ocağından, yani askerî ocağından ayrılmamasını diler.
Mahlas beyti bir başka gündelik ayrıntı taşır. Ramazan boyunca meyhaneler kapanır, şehrin güvenliğinden sorumlu subaşı (şahne) bu yasağı uygular. Şair oruç ayının çıkışını ve meyhanelerin yeniden açılmasını bekler; şeyhülislamlığa kadar yükselmiş bir âlimin kaleminden çıkan bu dilek, divan şiirindeki rint söyleyişinin bir geleneği olarak okunmalıdır.
İlk beyitte "penbe" (pamuk) iki yerde kullanılır. Eskiden dağlanan yaranın üstüne pamuk konurdu; âşık bu pamuğu göğsündeki aşk yarasından koparmaz. Kulaktaki pamuk ise öğüde kapalı olmanın deyimidir; şair âşığa öğüt verenlere değil, öğüt dinlemeyen "hasta gönüllü"ye bu pamuğu çıkarmasını söyletir. İkinci beyitteki "ayak", eski Türkçede kadeh anlamına da gelir; sâkinin ayağına baş koymak hem ona boyun eğmek hem de kadehten ayrılmamaktır.
Dördüncü beyitte iki nüsha farklı fiil kullanır ve tez bu farkı yanlışlıkla ikinci mısraya bağlar; söz konusu kelime ilk mısradadır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 183, gazel 82 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 29b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 13b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 19a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






