Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün
Taḥvīl ideli ṭal‘at-i ḥüsnüñ ḫaṭ-ı lebden
Naḳl eyledi dīvāne göñül Şama Ḥalebden
Ruḫ ġāret-i dil ḫaṭ kederi māye-i ḫāṭır
Yoḳ ḥāṣılı rāḥat ne ‘Acemden ne ‘Arabdan
İẓhār-ı mezāyā-yı ḫaṭ u ḫālüñ içündür
Devr-i felekün maḳṣadı bu rūz ile şebden
Virmez lebinüñ neş’esini būse-i ḫāli
Yeġdür baña bir ḳaṭre mey afyon ile ḥabdan
Her gice ki bil-ḳadr dimişler çü meṡeldür
Biz dāḫı esīrüz ḫaṭ u zülfe o sebebden
Nesl-i bede beddür şeref-i aṣlını taḳrīr
Mey ẓāhir ider ḳaçını da‘vā-yı nesebden
Her çend ḫaṭā dinse de cumhūra muḫālif
Ṣāḥib yine sen geçme mürā‘āt-ı edebden
Günümüz Türkçesiyle
1. Güzelliğinin yüzü dudaktan dudak üstündeki ayva tüyüne geçeli, deli gönül Halep'ten Şam'a taşındı.
2. Yanak gönlün yağmasıdır, ayva tüyünün kederi gönül sıkıntısının mayası; kısacası ne Acem'den rahat var ne Arap'tan.
3. Feleğin bu gündüz ve geceyle dönmesinin amacı, senin ayva tüyünün ve beninin üstünlüklerini göstermektir.
4. Benin öpücüğü dudağının verdiği keyfi vermez; bir damla şarap bana afyondan ve haptan iyidir.
5. "Her geceyi Kadir bil" demişler, bu bir atasözüdür; biz de o sebepten (gece gibi kara) ayva tüyüne ve zülfe esiriz.
6. Bayağı soydan gelene asaletini anlatmak yakışmaz; şarap, soy iddiasında bulunanlardan kaçının sahte olduğunu ortaya çıkarır. İkinci mısraın anlamı kesin değildir; "kaçını" sözü bu okumaya göre verilmiştir.
7. Ey Sâhib, çoğunluğun görüşüne aykırı bir yanlış sayılsa bile sen yine edebi gözetmekten vazgeçme.
Edebî ve Tarihî Yorum
Beşinci beyit bir atasözünü ayva tüyüne bağlar: "Her geceyi Kadir bil, her geleni Hızır bil." Kadir gecesi, Kur'an'ın indirildiği ve bin aydan hayırlı sayılan gecedir; yılın hangi gecesi olduğu kesin bilinmediği için her geceye o gözle bakmak öğütlenir. Sâhib atasözünü olduğu gibi alır ama gecenin karanlığını sevgilinin kara tüyüne ve zülfüne taşır: her gece Kadir ise gece gibi kara olan tüy ve zülüf de kutsal sayılmalıdır. Âşığın bunlara esir olmasının gerekçesi böylece bir halk sözüne dayandırılır.
İlk beyitte iki şehir adı bir renk değişimini anlatır. Şam, Türkçede akşam demektir ve ayva tüyünün koyuluğunu çağrıştırır; Halep ise adının halk etimolojisinde Hz. İbrahim'in orada süt sağmasına bağlanmasıyla aklık ve sütle anılır. Güzelliğin yüzü pürüzsüz dudaktan tüylü dudak üstüne geçince deli gönül de Halep'ten Şam'a, yani aklıktan karanlığa taşınır. "Tahvîl" kelimesi aynı zamanda güneşin bir burçtan ötekine geçişini anlatan müneccim terimidir.
Gazelin sonlarına doğru üslup öğüde döner. Altıncı beyitte şarap bir tanık gibidir: sarhoşluk, soyunu övenlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Mahlas beytindeki "cumhûr" ise fıkıhta âlimlerin çoğunluğunu anlatan terimdir; şair, çoğunluğa aykırı düşse bile edebi korumayı tavsiye eder. Kelimeyi yerli yerinde kullanan bir müftünün sesi bu beyitte kolayca duyulur.
Dördüncü beyitte ben, afyon hapına benzetilir: ikisi de küçük ve karadır. Şair benin öpücüğü yerine bir damla şarabı seçer; ne afyon ne hap dudağın verdiği keyfi verir.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 184, gazel 83 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 29b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 14a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 20a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






