Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Aracı birleti (?) mefhūmunı eyler rūşen
Fi’l-meṡel āteş ü ābuñ arasında revġan
Nīk ü bed her kişi elbette bulur eyledügin
Riṣte eyler aña neylerse ḳumāşe sūzen
Maẓhar-ı mā-ṣadaḳ-ı ye’s-i şedīd olmaġla
Ne olursa yine ālāt-ı cefādur āhen
Ḳalmaz ac bāb-ı tevekkülde gülū-yı meftūḥ
Pertev-i mihr olur ol vech ile rızḳ-ı revzen
Çekicek ‘ālemi ḳassām-ı ḳażā taḳsīme
Lālenüñ ḥiṣṣesi dāġ oldı gülüñ pāyı diken
Muḳsem-i ḳısmet-i insān ile ḥayvān oldı
Ḳışr ile lübbü temiz itmek ile pervīzen
Bī-tekellüf ḳaba elfāẓla Ṣāḥib bu ġazel
Beñzer ol şūḫ-ı ḳabā pūşa k’ola nāzik-ten

Günümüz Türkçesiyle

1. Aracı, birleştirme (?) kavramını aydınlatır; örneğin ateş ile su arasındaki yağ gibi. Beytin ilk kelimeleri neşirde de belirsiz kalmıştır; anlam ancak yaklaşık olarak verilebilir.

2. İyi de kötü de, herkes ne yaptıysa elbette onu bulur; iğne kumaşa ne yaparsa iplik de ona aynısını yapar.

3. Şiddetli bir ümitsizliğin (ya da şiddetli bir gücün) somut örneği olduğu için demir, ne biçime girerse girsin yine bir eziyet aletidir.

4. Tevekkül kapısında açık duran boğaz aç kalmaz; pencerenin rızkı da böylece güneşin ışığı olur.

5. Kaza ve kader paylaştırıcısı dünyayı bölüştürmeye girişince lalenin payına yara izi, gülün payına diken düştü.

6. Kepeği ve özü temizlemekle elek, insan ile hayvanın kısmetini ayıran oldu (öz insana, kepek hayvana).

7. Sâhib, gösterişsiz, kaba sözlerle söylenmiş bu gazel, kaftan (kabâ) giymiş, teni nazik o şuha benzer.

Edebî ve Tarihî Yorum

Bu gazelde aşk neredeyse hiç yoktur; beyitlerin çoğu bir hikmet sözü gibi kurulur ve her biri gündelik bir nesneden bir ders çıkarır. İkinci beyitte iğne kumaşı deler, iplik de iğnenin gözünden geçerek onu deler: herkes yaptığını bulur. Dördüncü beyitte pencere (revzen), tevekkül kapısında ağzını açmış bir dilenci gibidir ve rızkı güneş ışığı olarak gelir. Altıncı beyitte elek, buğdayın özünü insana, kepeğini hayvana ayırarak kısmet dağıtan bir kadı gibi çalışır.

Beşinci beyitteki "kassâm" kelimesi Sâhib'in mesleğinden gelir. Osmanlı mahkemelerinde kassâm, ölen kişinin mirasını vârisler arasında bölüştüren görevlidir. Şair kaderi böyle bir miras memuruna benzetir: dünya bölüşülürken laleye kara bir yara izi, güle diken düşmüştür. Lalenin ortasındaki kara leke divan şiirinde "dağ" (yanık izi) diye anılır.

Üçüncü beyitte "şedîd" ile "âhen" (demir) yan yana gelince Kur'an'daki demirle ilgili ayet akla gelir; Hadîd suresinde demirin "be’sun şedîd", yani büyük bir güç taşıdığı söylenir. Neşirde kelime "ye’s" (ümitsizlik) okunmuştur; Arap harfleriyle iki kelime yalnız nokta farkıyla ayrılır ve ayetle ilişki "be’s" okumasını akla yatkın kılar. Bu bir öneridir; metin neşirdeki gibi bırakılmıştır.

Mahlas beytinde şair kendi gazelini küçümser gibi yapar. "Kaba" sözler ile "kabâ" (üste giyilen uzun kaftan) aynı biçimde yazılır: gazel, kalın bir kaftanın içinde ince tenli bir güzele benzer. Dışı sade, içi zariftir. İlk beyitte tezin soru işaretiyle verdiği kelime yüzünden beytin tamamı kesin olarak anlaşılamıyor; ateş ile su arasında aracılık eden yağ örneği ise açıktır.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 186, gazel 85 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 30a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 14a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 19a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar