Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Çerb-i şīrīn yiyerek la‘l-i şeker-fāmından
Seyr-i kām itdi o meh-rū bizi düşnāmından
Çıḳarup cāmesin ol meh giricek ḫamāme
Rūḥ-ı ‘üşşāḳ-ı ta‘arrī ider ecsāmından
Mess içün ḫāl-i ruḫ-ı dil-beri mānend-i gül-āb
‘Anber āteşlere düşdi ṭamā‘-ı ḫāmından
Zāl olur Rüstem-i devrān ise de ‘āşıḳ-ı zār
Rūz-ı bāḫur-ı firāḳuñ eṡer-i Sāmından
Bundan añla gül-i maḥż olduġın ol şūḫuñ kim
Pür olur güller ile mihr-i eṡer-i nāmından
Sāde-rūluḳla ber-ā-ber dem-i ḫaṭ naḫvet-i yār
Ṣubḥ-ı eyyām-ı ġamuñ farḳı yoḳ aḫşāmından
Ṣāḥib ol kākül-i ḫam-der-ḫam-ı ‘anber-şikenüñ
Murġ-ı dil bāl açamaz vāhime-i dāmından

Günümüz Türkçesiyle

1. O ay yüzlü, şeker renkli lal dudağından tatlı ve yağlı bir lokma yer gibi bizi küfürleriyle doyurdu.

2. O ay yüzlü hamama girip gömleğini çıkarınca, âşıkların ruhu da bedenlerinden soyunur.

3. Amber, gül suyu gibi sevgilinin yanağındaki bene dokunmak için duyduğu ham tamahtan ateşlere düştü.

4. İnleyen âşık devrin Rüstem'i de olsa, ayrılığın bahur günlerinin Sâm etkisinden Zâl olur (saçı ağarır, kocar).

5. O şuhun saf gül olduğunu şundan anla: onun adının etkisinden güneş güllerle dolar. Bu mısraın anlamı tam oturmuyor; bir nüshada beyit farklıdır.

6. Sevgilinin kibri, yüzü tüysüzken de ayva tüyü bittiğinde de aynıdır; gam günlerinin sabahının akşamından farkı yoktur. Beyit bu biçimde anlaşılabilir, ancak ilk mısraın kuruluşu kapalıdır.

7. Sâhib, o kıvrım kıvrım, amberi kıskandıran kâkülün tuzağının korkusundan gönül kuşu kanat açamaz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dördüncü beyit, Şâhnâme'nin soy ağacıyla oynar. Destanda Sâm, Zâl'in babası, Zâl da Rüstem'in babasıdır; Zâl doğduğunda saçları bembeyaz olduğu için bu adı almıştır ve kelime Farsçada yaşlı, ak saçlı kişi demektir. Sâhib bu sırayı tersine işletir: devrin Rüstem'i olan pehlivan âşık, ayrılığın "Sâm"ının etkisiyle Zâl'e, yani babasına ve ak saçlı bir ihtiyara döner. "Bahur günleri" (eyyâm-ı bahur) yazın en sıcak günleridir; "Sâm" burada bu kavurucu sıcağı da çağrıştırıyor olabilir, ama metin bu ikinci anlamı açıkça vermez.

İkinci beyit hamamda geçer. Sevgili gömleğini çıkarıp hamama girdiği anda âşıkların ruhları da bedenlerinden "soyunur"; "ta‘arrî" çıplak kalmak, bir şeyden sıyrılmak demektir. Soyunma eylemi sevgiliden âşığa geçer ve bedenden ayrılan ruh ölümün yerine kullanılır. Gazelin hamam sahnesi, Sâhib'in başka şiirlerinde de görülen gündelik İstanbul ayrıntılarına eklenir.

İlk beyitte sevgilinin sövgüsü tatlı bir yemeğe benzer: şeker renkli dudaktan çıkan küfür âşığı doyurur. Divan şiirinde sevgilinin acı sözünün dudak yüzünden tatlı gelmesi bilinen bir buluştur. Üçüncü beyitte amberin ateşe düşüşü, buhurdanda yakılan amberin gerçek hâlidir; şair bunu bir hırsın cezası gibi gösterir. Amber, gül suyu gibi sevgilinin yanağına değmek istemiş, bu ham dileği yüzünden ateşe atılmıştır. "Ham" ile "ateş" arasında pişme düşüncesi de sezilir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 185, gazel 84 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 30a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 14a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 19b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar