Özgün Metin
Vezin: Mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün
O şūḫun leẕẕet-i ṣad-gūne var bāġ-ı cemālinde
Olur her nev‘-i mīve ḳāmet-i ṭūbā miṡālinde
Gül-i şeh-rāh-ı kūyuñ ṭıyn-ı maḫtūm eylemişdür āb
Celīdür raḫş-ı yārüñ bu eṡer naḳş-ı ni‘ālinde
Ṭa‘ām-ı ḥār beytinde ṭa‘ām-ı bāridāsādur
Bürūdetgāh gāhī ülfet-i germüñ ḫilālinde
O māhı doġruluḳdan ṣoḥbet-i aġyāre döndürmez
Elifāsā kec olmaz infiṣāl u ittiṣālinde
Büt-i nev-sāl ile bāzār-ı vuṣlat eylemek güçdür
Bu maḥẕūr olmaz ammā dil-berānuñ köhne sālinde
Olur nīş-i kederden ḫāṭır-ı hem-vāre vāreste
Bu zünbūr-ı cihānuñ olmayan mūmında balında
Kimüñ kim ḫāṭırından ibn-i vaḳt olmaḳ geçer Ṣāḥib
Ḳoyup müstaḳbel ü māżīyi olsun kendi ḥālinde
Günümüz Türkçesiyle
1. O şuhun güzellik bahçesinde yüz türlü lezzet vardır; Tûbâ ağacına benzeyen boyunda her türlü meyve biter.
2. Su, sokağının ana yolundaki çamuru mühürlü toprağa çevirmiştir; bu iz, sevgilinin atının nalının nakşında açıkça görünür.
3. Sıcak yemeğin evinde soğuk yemek gibidir; sıcak dostluğun arasında da bazen bir soğukluk anı olur. Beytin dizilişi kapalıdır; eski tıbbın sıcak ve soğuk yiyecek ayrımına dayanan bir benzetme sezilir.
4. Doğruluk, o ayı yabancıların sohbetine döndürmez; o, elif harfi gibi ister ayrı dursun ister bitişsin eğrilmez.
5. Yeni yetme bir putla vuslat pazarlığı yapmak güçtür; ama güzellerin yaşı ilerleyince bu engel kalmaz.
6. Bu dünya arısının mumunda ve balında gözü olmayanın gönlü keder iğnesinden her zaman kurtulmuş olur.
7. Sâhib, kimin aklından "vaktin oğlu" olmak geçerse, geleceği de geçmişi de bırakıp kendi hâlinde olsun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dördüncü beyit, Arap yazısının bir kuralından ahlak çıkarır. Elif, kendinden sonraki harfe bağlanmayan harflerdendir; yazıda ister ayrı dursun ister önceki harfe bitişsin, biçimi değişmez ve hep dik kalır. Sâhib sevgilinin doğruluğunu bu harfe benzetir: o, yabancılarla bir araya gelse de ayrılsa da eğrilmez. Bu benzetme, elifin dikliğini boy ve doğrulukla birlikte anan divan geleneğine yazı bilgisinden bir ayrıntı ekler.
Mahlas beyti tasavvufun bilinen bir deyimine dayanır. "İbnü'l-vakt", yani "vaktin oğlu", geçmişin pişmanlığına da geleceğin kaygısına da takılmadan içinde bulunduğu anı yaşayan sufidir. Şair bu kavramı bir öğüde çevirir: vaktin oğlu olmak isteyen geçmişi ve geleceği bırakmalıdır. Altıncı beyit aynı yolda yürür; dünya, mumu ve balı olan ama sokan bir arıya benzer ve onun balına göz dikmeyen kişi iğnesinden de kurtulur.
İkinci beyitteki "tîn-i mahtûm", eski ilaç kitaplarında anılan, üzerine mühür basılmış şifalı topraktır. Sevgilinin atı sokağın çamurlu yolundan geçerken nalının izi bu toprağa bir mühür gibi basılır; yol toprağı böylece değerli bir ilaca dönüşür. Birinci beyitte Tûbâ, cennette her türlü meyveyi veren ağaçtır ve sevgilinin boyu ona benzetilir.
Beşinci beyit güzellerin yaşı üzerine açık bir şakadır. Bir nüsha beyti başka biçimde okur; tez bu farkı vermez.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 187, gazel 86 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 30b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 14b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 22b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






