Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Çoḳ da ey cām o bütüñ şerbet-i la‘lin ṣatma
Pisteyi bezmde ḥasretle yeter çatlatma
Kirm-sūd (?) istemezüz aṭlasadur raġbetimüz
Ṣāf ṣun bādeyi ey sāḳī bize ṣu ḳatma
Düşdi Ya‘ḳūb dilüñ dīdesine giryeden aġ
Yeter ey Yūsuf-ı ṡānim anı çoḳ aġlatma
Ḥavż-ı ḥamāmı raḳīb eyledi murdār deyü
Güzelüm girme günāhına vebāle batma
Vā‘iẓā Ṣāḥibe dün nāvek-i ṭa‘n atmışsın
Saña biñ kez dimişüm böyle yeleksiz atma

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey kadeh, o putun lal dudağının şerbetini pek de satma; meclisteki fıstığı (sevgilinin küçük ağzını) hasretle çatlatma, yeter.

2. Biz "kirm-sûd" (?) istemeyiz, rağbetimiz atlasadır; ey sâki, şarabı saf sun, bize su katma. İlk mısraın başındaki kelime neşirde de soru işaretlidir; atlas ile karşıtlık kurulduğuna bakılırsa karışık, ucuz bir kumaş kastedilmiş olabilir.

3. Gönül Yakup'unun gözüne ağlamaktan ak düştü; ey ikinci Yusuf'um, yeter, onu çok ağlatma.

4. "Rakip hamamın havuzunu murdar etti" diye, güzelim, girme; onun günahına ve vebaline batma.

5. Ey vaiz, dün Sâhib'e kınama okunu atmışsın; sana bin kez söyledim, böyle yeleksiz atma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin dili, Sâhib'in divanındaki birçok şiire göre daha konuşma Türkçesine yakındır. "Yeter çatlatma", "su katma", "çok ağlatma", "girme", "yeleksiz atma" gibi emirler gündelik sözün sesini taşır ve redif "-atma" bu sesi beyitten beyite taşır. Mahlas beyti bu tavrın en belirgin örneğidir: şair vaize "sana bin kez söyledim" diye çıkışır. "Yeleksiz atmak", ucunda tüy olmayan, bu yüzden hedefe gitmeyen bir okla atış yapmak demektir ve düşünmeden, dayanaksız söz söylemenin deyimidir. Vaizin kınaması da böyle bir oktur: Sâhib'e yöneltilmiş ama yönü belirsiz.

Üçüncü beyit Yusuf kıssasına dayanır. Kur'an'da Hz. Yakup'un oğlu Yusuf'un ayrılığına ağlamaktan gözlerinin ağardığı anlatılır. Âşığın gönlü bu Yakup'tur, sevgili de ikinci bir Yusuf; şair sevgiliden, gönlü daha fazla ağlatmamasını ister. "Ağ" kelimesi burada gözdeki akı anlatır.

Dördüncü beyitte gündelik bir hamam sahnesi şakaya dönüşür. Rakibin girdiği havuz murdar olmuştur; güzelin oraya girip rakibin "günahına batması" istenmez. Fıkıh dilindeki temizlik kuralları âşığın kıskançlığına hizmet eder. İlk beyitteki fıstık, divan şiirinde küçük ağzın benzetildiği yemiştir; olgunlaşınca kabuğu çatlar. Kadeh, sevgilinin dudak şerbetini herkese sunarken fıstık ağız hasretten çatlar.

İkinci beytin başındaki kelimeyi tez de okuyamamıştır; şarabın saf, kumaşın atlas olması isteği ise açıktır.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 188, gazel 87 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 30b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 14b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 22a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar