Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Nev-bahār oldı bütān girse n’ola sādelere
Yaḳışur köhne ḳabā ser-dūş āzādelere
Hem yaḳar hem kül idüp ḫāk ile yeksān eyler
Rūzgāruñ sitemi bir mi ocaḳ-zādelere
Başḳa bir zevḳdür erbāb-ı fenāya ġam-ı ‘aşḳ
Nūr olur nār-ı sitem şem‘veş āmādelere
Eyledi ḳābile-i cām ile duḫteri vaż‘
Ḫum ki çoḳdan berü ābistān idi bādelere
Pāy-māl itme ḳalem ḫurdelerüñ it çīde
Süḫan ehlini gözet raḥm ḳıl üftādelere
Pāy-māl eyleyen āḫir aña eyler rū-māl
Naẓar it kār-ı mecāzātda seccādelere
Keşf-i esrār-ı kemāl olsa sezādur Ṣāḥib
Ḫāmeveş ḥükm-i süḫān-ı tīġine ser-dādelere

Günümüz Türkçesiyle

1. İlkbahar geldi; güzeller tüysüz yüzlülerin arasına karışsa ne olur; gönlü hür olanlara omuza atılmış eski bir kaftan yakışır.

2. Zamanın rüzgârı hem yakar hem küle çevirip yerle bir eder; onun sitemi köklü ocakların çocuklarına da aynı değil midir?

3. Aşk gamı, fenâ ehli için başka bir zevktir; sitem ateşi, mum gibi yanmaya hazır olanlara nur olur.

4. Çoktan beri şaraplara gebe olan küp, kadeh ebesinin eliyle kızını (asmanın kızı şarabı) doğurdu.

5. Ey kalem, kırıntılarını ayak altına alma, onları topla; söz ehlini gözet, düşmüşlere acı. Mısraın anlamı tam açılmaz; "hurde" kelimesi kalemin yontulurken dökülen kırıntılarını da, sözün ince noktalarını da anlatabilir.

6. Ayak altına alan sonunda ona yüz sürer; benzetmeler dünyasında seccadelere bak (önce basılır, sonra secdede yüz konur).

7. Sâhib, kemalin sırlarını açmak, kalem gibi başını söz hükmünün kılıcına vermiş olanlara yaraşır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Altıncı beyit seccadeden bir ders çıkarır. Namaz kılan kişi önce seccadenin üstüne basar, sonra secdeye varıp yüzünü aynı seccadeye sürer; ayak altına alınan şey, sonunda yüzün konduğu yer olur. Şair bu gözlemi bir öğüde bağlar: bugün çiğnediğin kişiye yarın yüz sürmen gerekebilir. Bir önceki beyitteki "düşmüşlere acı" öğüdü bu benzetmeyle tamamlanır ve iki beyit birlikte okunduğunda gazelin ahlak tarafı belirginleşir.

Dördüncü beyitte şarabın yapılışı bir doğum sahnesine çevrilir. Divan şiirinde şaraba "duhter-i rez", yani asmanın kızı denir. Küp uzun süre bu kıza gebe kalmış, sonunda kadeh ebelik ederek onu dünyaya getirmiştir. "Kâbile" (ebe), "âbistân" (gebe), "vaz‘" (doğurma) kelimeleri aynı alandan seçilmiştir ve beyit baştan sona bu tek benzetme üzerine kuruludur.

Mahlas beytinde kalemin ucunu kesen bıçak yine karşımıza çıkar; Sâhib bu imgeyi başka gazellerinde de kullanır. Kalem başını bıçağa verdiği için yazar; şair de başını sözün hükmüne verenlerin kemal sırlarını açabileceğini söyler. Üçüncü beyitteki mum da benzer bir fedakârlık imgesidir: ateşi nura çeviren, kendini yakmaya hazır olandır.

İkinci beyitte "rûzgâr" kelimesi hem zaman hem rüzgâr anlamıyla kullanılır. Rüzgâr ocaktaki ateşi hem harlar hem külü savurur; "ocakzâde", köklü ve soylu bir aileden gelen kişidir. Zamanın rüzgârı bu soylu ocakları da yakıp savurur. Gazelin ilk beyti bahar gelince güzellerin gençlerle kaynaşmasından ve hür gönüllülerin rahat kılığından söz eder.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 191, gazel 90 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 31b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 15a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 20a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar