Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Naẓm idüp vaṣf-ı ruḫ-ı māhveşüñ maṭla‘da
Aḫter-i naẓmum o vech ile yetürdüm sa‘da
Et-taḥiyyāta oturdur bizi bār-ı ġam-ı ‘aşḳ
Bu rükū‘uñ olur elbette ṣoñunda ḳa‘de
Ġonca-i la‘lüñ idüp ḫande-i dendān-nümā
Nice maẓmūnı edā itdi iki mıṣra‘da
Şu‘le-i ‘ārıżıdur velvele-i ḥüsne sebeb
Berḳ-i dībācedür elbette ẓuhūr-ı ra‘de
Göricek rūy-ı raḳībi ġaşeyān itdi ẓuhūr
Haẓm olunmaz deyü gösterdi bürūdet mi‘de
Encümen ‘ārifi men‘ eyleyemez ḫalvetden
Naẓar it ḫalvete ḥamām gibi mecma‘da
Ḫāmeveş ehl-i süḫan olmadı Ṣāḥib maḫlaṣ
Keẕālik ‘aşḳa serin virmeyicek maḳṭa‘da

Günümüz Türkçesiyle

1. Ay yüzlünün yanağını matlada (hem gazelin ilk beytinde hem yıldızın doğduğu yerde) övüp şiire dökerek şiirimin yıldızını böylece uğurlu bir burca eriştirdim.

2. Aşk gamının yükü bizi "ettehiyyâtü"ye oturtur; bu rükûun sonunda elbette bir oturuş (ka‘de) vardır.

3. Lal dudağının goncası dişlerini gösteren bir gülüşle nice anlamı iki mısrada (iki dudakta) dile getirdi.

4. Güzelliğin gürültüsüne sebep yanağın alevidir; şimşek elbette gök gürültüsünün ortaya çıkışının önsözüdür.

5. Rakibin yüzünü görünce mide bulantısı başladı; mide, "bu sindirilemez" diyerek soğukluk gösterdi.

6. Bir toplulukta bulunmak arif kişiyi halvetten alıkoyamaz; kalabalığın toplandığı hamamdaki halvete bak.

7. Sâhib, kalem gibi, başını aşka maktada vermeyen kişi yalnızca bir mahlasla söz ehli olmaz (kalem de başı maktada kesilmeden yazmaz).

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin kafiye kelimelerinin birçoğu şiirin kendi terimleridir: matla, mısra, makta. Sâhib bu terimleri ikinci bir anlamla birlikte kullanır ve her birini bir benzetmenin içine yerleştirir. Matla gazelin ilk beytidir, ama kelimenin asıl anlamı yıldızın doğduğu yerdir; şair sevgilinin yanağını matlada övünce "şiir yıldızını" uğurlu bir burca (sa‘d) eriştirmiş olur. Üçüncü beyitte sevgilinin gülerken aralanan iki dudağı iki mısradır ve gonca dudak o iki mısrada nice anlam söyler.

Mahlas beytinin oyunu en incesidir. Makta, gazelin son beytidir; kelime aynı zamanda kamış kalemin ucu kesilirken altına konan kemik ya da sert ağaçtan altlığın adıdır. Kalem ancak başını maktada kestirdikten sonra yazı yazar. Şair de başını aşka vermedikçe, yalnızca bir mahlas taşımakla söz ehli sayılmaz. Gazelin son beytinde "makta" kelimesinin kullanılması, gazelin kendi sonunu da işaret eder.

Altıncı beyitte "halvet der encümen", yani "kalabalık içinde yalnızlık" ilkesi sezilir; Nakşibendî tarikatının temel ilkelerinden biri olan bu söz, dervişin insanlar arasındayken de gönlüyle Tanrı'yla baş başa kalmasını anlatır. Sâhib ilkeyi hamamla örneklendirir: hamamın en sıcak bölümüne "halvet" denir ve bu halvet, herkesin toplandığı bir yapının içindedir.

Beşinci beyit eski tıbbın diliyle bir rakip alayıdır. Midenin "soğukluğu", hazımsızlığın sebebi sayılırdı; rakibin yüzü midede bulantı yapar ve mide onu sindiremeyeceğini bildirir. İkinci beyitteki namaz benzetmesini şair 78. gazelin ikinci beytinde de hemen hemen aynı kelimelerle kullanmıştır.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 189, gazel 88 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 31a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 14b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 22b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar