Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Düşdi zülfüñde dil ey yār şikenden şikene
Gitse lāyıḳdur o sevdā ile Çīn ü Ḫotana
İtmiş iṡbāt tecrīde(?) leb-i yāri delīl
Āferīn noḳṭa-ı mevhūme dinilür dehene
Ḳīl ü ḳāl ehli kimi hāle didi kimi çemen
Raḳam-ı ṣun‘ dirüz biz ḫaṭṭ-ı ‘anber-şikene
Kāküli dām-ı belā ‘ārıżı mir’at-ı ṣafā
Beñzer ol şām-ı ġarībāne bu ṣubḥ-ı vaṭana
Tār u pūd olsa n’ola penbe-i nūrı mehden
Ṣāḥibā ol büti āġūşa çeken pīrehene
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sevgili, gönül zülfünde kıvrımdan kıvrıma düştü; o sevdayla Çin'e ve Hoten'e (misk diyarına) gitse yeridir.
2. Sevgilinin dudağını delil göstererek "tecrîd"i (?) ispat etmiş; aferin, o ağza "vehmî nokta" (ancak zihinde var olan nokta) denir. Beytin ilk mısraındaki kelime neşirde de şüphelidir; ispat edilen şeyin ne olduğu bu yüzden kesinleşmiyor.
3. Dedikoducular (ayva tüyüne) kimi "ayla" dedi, kimi "çimen"; biz o amberi kıskandıran tüye "yaratılışın yazısı" deriz.
4. Kâkülü bela tuzağı, yanağı sevinç aynasıdır; o (kâkül) gariplerin akşamına, bu (yanak) vatan sabahına benzer.
5. Ey Sâhib, o putu kucaklayan gömleğe ay ışığının pamuğu atkı ve çözgü olsa buna şaşılmaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Dördüncü beyit, sevgilinin yüzündeki iki şeyi iki ayrı vakte benzetir. Kâkül karanlık ve bağlayıcıdır, bir bela tuzağıdır; "şâm-ı garîbân", yani gariplerin, yurdundan uzak düşmüşlerin akşamına benzer. Yanak ise parlak bir aynadır ve "subh-ı vatan", yurt sabahı gibidir. Gurbetteki akşamın kederi ile yurdunda uyanan kişinin ferahlığı, kara saç ile ak yanağın karşıtlığını taşır. Sâhib'in hayatında sürgün yılları bulunduğu bilinir; ancak gazelin ne zaman yazıldığı bilinmediği için bu deyimi şairin kendi sürgünüyle ilişkilendirmeye dayanak yoktur.
İlk beyitte "şiken" (kıvrım) ile "Çîn" kelimesi arasında bir köprü vardır. Çîn hem Çin ülkesinin adı hem de kıvrım, büklüm demektir; Çin ve Hoten ise divan şiirinde misk diyarı olarak anılır. Zülfün kıvrımlarına düşen gönül, misk kokulu saçın memleketine gitmeye zaten yatkındır.
İkinci beyit, kelam ve mantık kitaplarının diliyle konuşur. "Nokta-i mevhûme", yalnız zihinde var olan, boyutu olmayan noktadır; sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki ancak böyle bir nokta sayılabilir. İlk mısradaki kelimeyi tez de kesin okuyamamıştır, bu yüzden dudağın "delil" gösterilerek neyin ispat edildiği açık değildir.
Üçüncü beyitte ayva tüyü için başkalarının bulduğu iki benzetme, ayın çevresindeki hâle ve çimen, yetersiz bulunur; şair tüyü Tanrı'nın yaratma kaleminden çıkmış bir yazı (rakam-ı sun‘) sayar. Mahlas beytinde ise ay ışığı ile ketenin ilişkisine dair eski inanç bu kez tatlı bir yöne çevrilir: ay ışığı pamuk olur ve sevgiliyi saran gömleğin dokusuna girer.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 192, gazel 91 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 31b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 15a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 20a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






