Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Sāḳī ki ehl-i bezme sunar mül mül üstüne
Hū ḫūlar anda ġālib olur ḳulḳul üstüne
Sevdā-yı ḫāl-i rūyuña göñlüm ṣarıldıġı
Beñzer şu kāġıda ṣarılur fülfül üstüne
O şeh-süvār-ı ‘işve bugün raḫş-ı nāz ile
Zīn-pūş-ı reşk urdı yine düldül üstüne
Ebrūlarumla ḥalḳa-ṣıfat çeşmümi gören
Dir cūy-ı eşke oldı binā pul pul üstüne
Ol ġonca olsa bāliş-i pür-naḳşa rū-nihād
Beñzer şu bāġbāna ki ḳor kül kül üstüne
İtmiş şikār ol āhūyı çünki raḳīb-i seg
Şāyāndur ursalar aña ger çül çül üstüne
Şeb-nem ṣanur görenler anı līk Ṣāḥibā
Lü’lü-yi eşk dökdi gülüñ bülbül üstüne

Günümüz Türkçesiyle

1. Sâki meclistekilere şarap üstüne şarap sundukça, orada "hû hû" sesleri sürahinin lıkırtısını bastırır.

2. Gönlümün yüzündeki benin sevdasına sarılması, kâğıda sarılan karabibere benzer.

3. O cilve süvarisi bugün naz atıyla çıkınca kıskançlık, Düldül'ün üstüne yine haşa (eyer örtüsü) vurdu. Beyit iki türlü anlaşılabilir: kıskançlık Düldül'ü bile eyerleyip yarışa sokmuştur, ya da Düldül'ü kıskançlık örtüsüyle örtmüştür.

4. Kaşlarımla birlikte halka gibi gözümü gören, "gözyaşı ırmağının üstüne pul pul bir yapı kurulmuş" der.

5. O gonca nakışlı bir yastığa yüzünü koysa, gül üstüne gül koyan bir bahçıvana benzer ("kül" kelimesi burada "gül" okunmalıdır).

6. Köpek rakip o ceylanı avlamış; ona çul üstüne çul giydirseler yeridir.

7. Ey Sâhib, görenler onu çiy sanır, oysa gül bülbülün üstüne gözyaşı incileri döktü.

Edebî ve Tarihî Yorum

Gazelin bütün kafiyeleri aynı hecenin iki kez söylenmesiyle kurulur: "mül mül", "kulkul", "fülfül", "düldül", "pul pul", "kül kül", "çül çül", "bülbül". Bunların bir kısmı tek bir kelimedir (kulkul, fülfül, düldül, bülbül), bir kısmı ise bir kelimenin tekrarıdır (mül mül, pul pul, çul çul). Redif "üstüne" ile birleşince her mısra bir yığılmanın, üst üste binmenin görüntüsünü verir. Sâhib'in ses oyunlarına düşkünlüğünü gösteren bu gazel, 74. gazelin yankılanan kafiyelerini hatırlatır.

Yedinci beyit, gül ile bülbülün bilinen rollerini değiştirir. Divan şiirinde ağlayan, inleyen bülbüldür; gül ise ona aldırmaz. Burada gül, bülbülün üstüne gözyaşı dökmektedir ve görenler bu damlaları sabah çiyi sanmaktadır. Gül yapraklarındaki çiy, gülün bülbül için döktüğü inci gibi gözyaşı olarak yorumlanır.

İkinci beyit, Sâhib'in gündelik hayattan aldığı benzetmelerden biridir. Karabiber eskiden kâğıt külahlara sarılarak satılırdı; sevgilinin yanağındaki kara ben de "sevdâ"ya, yani hem aşka hem kara safraya, kara renge sarılmış gönle benzer. Üçüncü beyitteki Düldül, Hz. Ali'nin ünlü katırıdır; beytin tam anlamı belirsizdir, ama sevgilinin naz atı karşısında Düldül'ün bile kıskançlığa düştüğü sezilir.

Beşinci beyitte Osmanlı yazısında "k" ile "g"nin aynı harfle yazılması bir okuma sorununa yol açar; neşir kelimeyi "kül" diye basmış, ama yastığa yüz koyan gonca ile bahçıvan benzetmesi "gül gül üstüne" okumasını gerektirir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 195, gazel 94 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 32a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 15b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 21b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar