Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Çāk idüp sīneñi tīġ-i ġam ile kāf eyle
Şevḳ-i ‘anḳā-yı muḥabbetle dili Ḳaf eyle
Fikr-i luṭf u ġażab-ı yāri çıḳarma dilden
Cennet ü dūzaḫa baḳ ḳalbüñi a‘rāf eyle
Bir bütüñ rāhına ṣarf ile didi ki esküñ
Dimedüñ şām u seher durmayup itlāf eyle
Bir selām ile bizi eylemedüñ hergiz şād
Sen de bir kez ḳo eliñ sīneñe inṣāf eyle
Ṣāḥibā naẓma çeküp vaṣf-ı dür-i dendān
Gūş-ı bārānı dür-i naẓmuña aṣdāf eyle
Günümüz Türkçesiyle
1. Gam kılıcıyla göğsünü yarıp yarık (kâf) et; sevgi Ankası'nın özlemiyle gönlünü Kaf Dağı yap.
2. Sevgilinin lütfunu da öfkesini de aklından çıkarma; cennete ve cehenneme bak, kalbini A‘râf yap (ikisinin arasında, umutla korku arasında tut).
3. "Varını bir putun yoluna harca" dedi; sen ise akşam sabah durmadan "tüket" demedin. Bu beytin anlamını metinden güvenle çıkaramadık; çeviri kelimelerin sözlük anlamına dayanan bir denemedir.
4. Bir selamla bile bizi hiç sevindirmedin; sen de bir kez elini göğsüne koy, insaf et.
5. Ey Sâhib, inci dişlerin övgüsünü şiire dökerek dostların (?) kulaklarını şiirinin incilerine sedef yap. ("Bârân", yağmur, diye basılan kelime Arap harfleriyle "yârân", dostlar, okunmaya elverişlidir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
İlk beyit, Arap harfleriyle aynı biçimde yazılan iki kelime üzerine kuruludur. Farsça "kâf" yarık, çatlak demektir; "Kaf" ise dünyanın çevresini kuşattığına inanılan ve efsanevi Anka kuşunun yaşadığı dağdır. Âşık göğsünü gam kılıcıyla yarıp bir yarığa çevirmeli, gönlünü de sevgi Ankası'nın konacağı Kaf Dağı yapmalıdır. Anka adı var cismi yok bir kuş olduğu için, ona yuva olmak, ulaşılamayana gönül vermek anlamına da gelir.
İkinci beyitteki A‘râf, Kur'an'da cennet ile cehennem arasındaki yüksek yer olarak anılır; orada bulunanlar iki yanı da görür. Şair sevgilinin lütfunu cennete, öfkesini cehenneme benzetir ve âşığın kalbini ikisinin arasında, umut ile korku arasında bekleyen bir A‘râf yapmasını ister. Tasavvufta havf ve recâ, yani korku ile umudun dengesi diye bilinen hâl bu beyitte aşk diline çevrilmiştir.
Mahlas beytinde inci, sedef ve kulak bir arada kullanılır. Kulak biçim olarak sedefe benzer; şiirin incileri dinleyenlerin kulaklarına düşer ve orada saklanır. Neşirde "bârân" (yağmur) basılan kelime yağmur damlasının sedefe düşüp inci olduğu inancını da hatırlatır, ama mısraın kuruluşu "yârân" (dostlar) okumasını daha akla yatkın kılar. Dördüncü beytin "elini göğsüne koy" sözü hem selam verirken yapılan bir hareketi hem de "insaf et" deyiminin içerdiği vicdana dönüşü anlatır.
Kaynakça
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 198, gazel 97 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 32b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 16a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 21b). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
Çevrimiçi kaynaklar






