Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Çekdüm kenāre yāri ḳoyup bir bir üstüne
Giçdüm serīr-i ḫüsrev-i baḥr u ber üstüne
Yārüñ öpince sīnesin oldum eşk-rīz
Ṣan aḳçe dökdüm āyīne-i berber üstüne
Olmaz bedīd o seng-dilüñ sīnesinde mū
Eyler mi pāy-ı mū eṡer-i mermer üstüne
O naḫl-i nāzı bād-ı niyāzum egerse ger
Bālā-nişīn-i ḳudret olur ṣarṣar üstüne
Ṣāḥib baḳar mı yāri ḳoyup her sehī-ḳade
Bülbül ḳonar mı gül var iken ‘ar‘ar üstüne

Günümüz Türkçesiyle

1. Sevgiliyi bir birimizin üstüne koyup kucağıma (kıyıya) çektim; denizin ve karanın padişahının tahtına çıktım.

2. Sevgilinin göğsünü öpünce gözyaşı döktüm; sanki berberin aynasının üstüne akçe döktüm.

3. O taş yüreklinin göğsünde kıl görünmez; kılın ayağı mermerin üstünde iz bırakır mı?

4. Yalvarışımın rüzgârı o naz fidanını eğebilirse, kudretin yükseğinde oturan biri olarak kasırganın da üstüne çıkarım. Beyit kapalı kalıyor; ikinci mısraın öznesi ve "bâlâ-nişîn" tamlamasının kime bağlandığı kesin değildir.

5. Sâhib, sevgiliyi bırakıp her servi boyluya bakar mı; gül varken bülbül ardıcın üstüne konar mı?

Edebî ve Tarihî Yorum

İkinci beyit, İstanbul berber dükkânlarının bir âdetini şiire taşır. Tıraş bitince berber müşteriye bir el aynası uzatır, müşteri de ücretini ya da bahşişini bu aynanın üstüne bırakırdı. Sâhib sevgilinin beyaz ve pürüzsüz göğsünü bu aynaya, onu öperken dökülen gözyaşlarını da aynanın üstüne bırakılan gümüş akçelere benzetir. Gözyaşının inci ya da gümüşe benzetilmesi bilinen bir mazmundur; ama berber aynası, divan şiirinin kalıplaşmış dağarına gündelik hayattan eklenmiş bir ayrıntıdır.

Üçüncü beyitte sevgilinin göğsü mermerdir, kalbi de taştır. Mermer üstünde kıl iz bırakmaz; o taş yüreklinin göğsünde kıl görünmemesi de bu yüzden şaşırtıcı değildir. Bir nüsha "mû" (kıl) yerine "mûrçe" (karınca) okur: karıncanın ayağı mermerde iz bırakır mı? Bu okumada beytin içindeki "pây" (ayak) kelimesi daha doğal bir yere oturur ve âşığın zayıflığı da sezdirilir.

İlk beyit, kucak ile kıyı anlamlarına gelen "kenâr" kelimesiyle açılır. Sevgiliyi kucağına çeken âşık, kendini deniz ve kara padişahının tahtına çıkmış gibi hisseder; kenâr kelimesinin "sahil" anlamı deniz ve kara ikilisini çağırır. Mahlas beytinde ardıç (‘ar‘ar), servi gibi boylu bir ağaçtır ama gülün yerini tutmaz; bülbülün gülü bırakıp ardıca konmayacağı gibi âşık da sevgiliyi bırakıp her uzun boyluya bakmaz.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 196, gazel 95 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 32b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 16a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 22a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar