Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün

Rūyına güler o gül-i ra‘nā kimi görse
Yüz gösterir o āyīne-sīmā kimi görse
Olmaḳla bu ne dā’ireye merkez-i tedvīr
Devre getürür Ka‘be-i ‘ulyā kimi görse
Her gördigini Ḫıżr bilüp rāh-ı fenāda
Dāmānın öper kefş-i sebük-pā kimi görse
Ser-keşlere ta‘līm-i tevāżu‘ ġaraż ile
Pāyına düşer mihr-i mücellā kimi görse
Āzāde-i seng-i sitem iken bu ‘aceb kim
Dāmān-keş olur serv-i dil-ārā kimi görse
Esbāb-ı fenā olmadıġın maḥrem-i ḫalvet
Taṣrīḥle ḥammām ider icrā kimi görse
Ṣāḥib gibi ketm eyleyemez sūz u güdāzın
Derdin yanar ol şem‘-i şeb-ārā kimi görse

Günümüz Türkçesiyle

1. O güzel gül kimi görse yüzüne güler; o ayna yüzlü kimi görse yüz gösterir.

2. Yüce Kâbe, bu dokuz kat dairenin dönüş merkezi olduğu için, kimi görse onu çevresinde döndürür (tavaf ettirir).

3. Yokluk yolunda tez adımlı pabuç, gördüğü herkesi Hızır bilip kimi görse onun eteğini öper.

4. Parlak güneş, dikbaşlılara alçakgönüllülük öğretmek amacıyla kimi görse ayağına düşer.

5. Gönül süsleyen servi, sitem taşından azade iken, işin tuhafı kimi görse eteğini çeker (ondan uzak durur).

6. Halvetin sırdaşı hamam, kimi görse, esbabın (hem dünya sebeplerinin hem elbisenin) kalıcı olmadığını apaçık uygular (onu soyar). Beyit iki anlamlı okunur; "esbâb" ile "esvâb" (elbiseler) arasındaki yakınlık bu okumanın dayanağıdır.

7. O geceyi süsleyen mum, Sâhib gibi yanışını ve erimesini gizleyemez; kimi görse onun derdiyle yanar.

Edebî ve Tarihî Yorum

"Kimi görse" redifi her beyitte başka bir nesneyi, karşısına çıkan herkese aynı biçimde davranan bir varlık olarak gösterir. Gül herkesin yüzüne güler, ayna herkese yüz gösterir, Kâbe herkesi çevresinde döndürür, pabuç herkesin eteğini öper, güneş herkesin ayağına düşer. Bu davranışların bir kısmı övülür, bir kısmı sitem taşır; ilk beyitte herkese gülen gül ve herkese yüz gösteren ayna, sevgilinin kimseyi ayırt etmeyen cilvesini de düşündürür.

Altıncı beyit, Sâhib'in gazellerinde sık görünen hamam sahnelerinden biridir. Hamama giren herkes soyunur; şair bunu hamamın bir öğüdü sayar. "Esbâb" kelimesi sebepler, dünyadaki vasıtalar demektir ve halk ağzında elbise anlamındaki "esvâb" ile karışır. Hamam, kimi görse onu "esbâb"ından ayırır ve dünya araçlarının da elbise gibi çıkarılıp bırakılacağını açıkça gösterir. "Mahrem-i halvet" tamlaması da hamamın en iç bölümü olan halvete işaret eder.

Üçüncü beyitte, 83. gazelde de karşılaşılan "her geleni Hızır bil" sözü yine işlenir. Pabuç, yolda gördüğü herkesi Hızır sayar ve onun eteğini öper; pabucun yürürken eteğe değmesi bu saygı gösterisine dönüştürülür. Dördüncü beyitte yere düşen güneş ışığı, dikbaşlılara ders veren bir alçakgönüllülük sayılır.

Beşinci beyitte servi "âzâde" sıfatıyla anılır; divan şiirinde servinin meyvesi olmadığı için yükten azade, özgür olduğu söylenir. Kimseden taş yemediği hâlde herkesten eteğini çekmesi, sevgilinin gereksiz uzak duruşunu anlatır. Mahlas beytinde mum, Sâhib'in hâlinin bir eşi olarak gece boyunca yanıp erir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 197, gazel 96 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 32b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 16a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 22a). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar