Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Ey nihāl-i ḥadīḳa-i mi‘rāc
Vey ser-i ‘arşa na‘l-i pāyüñ tāc
Sensin ol pādişāh-ı ‘ālem-gīr
K’eyledüñ mülk-i küfri hep tārāc
Seni ḳıldı ṭabīb-i rūz-ı ezel
Maraż-ı bī-devā-yı cirme ‘ilāc
Tīr-i tīz-i ‘urūcuña Mevlā
"Ḳābe ḳavseyn"i eyledi amāc
Ḳadd-i sidre-cenāb-ı rif‘atüñe
Vaṣf-ı levlāk-ı cāme-i dībāc
Ḫoş hevā-yı nesīm-i luṭfuñdur
Eyleyen baḥr-i raḥmeti mevvāc
Çāre-sāz-ı ikmāl-i luṭfuñdan
Müstefīż ola tā ki her muḥtāc
Ola anlarla rūz-ı rüst-ā-hīz
Bī-elem Ṣāḥib şikeste-mizāc

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey Mi‘rac bahçesinin fidanı, ey ayağının nalını arşın başına taç yapan (Peygamber)!

2. Sen o dünyayı fetheden padişahsın ki küfür ülkesini baştan başa yağmaladın.

3. Ezel gününün hekimi (Allah) seni, suçun devası olmayan hastalığına ilaç kıldı.

4. Mevlâ, göğe yükselişinin keskin okuna "iki yay arası" (yakınlığını) hedef yaptı.

5. Sidre makamlı yüceliğinin boyuna "levlâk" övgüsü ipek kumaştan bir elbisedir.

6. Rahmet denizini dalgalandıran, lütfunun rüzgârının hoş havasıdır.

7. Ta ki her muhtaç, lütfunun kemalinin çaresinden feyz alsın.

8. Kıyamet gününde, gönlü kırık Sâhib de onlarla birlikte (muhtaçlarla) elemsiz olsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Dördüncü beyitte Mi‘rac bir ok atışına dönüşür. Peygamber'in yükselişi keskin bir ok, hedef ise Necm sûresinde Peygamber'in Allah'a yaklaştığı mesafeyi anlatan "ḳābe ḳavseyn", yani "iki yay arası" ifadesidir. Âyetteki yay kelimesi, okla birlikte anılınca okçuluk dünyasından eksiksiz bir tablo çıkar: ok, yay ve hedef ("amāc"). Topal bu beyti Peygamber'in Mi‘rac'ta Allah'a "yayın iki ucu kadar" yakın olmasına işaret eden beyitler arasında gösterir. İlk beyit de aynı geceye bağlıdır: Mi‘rac bahçesinin fidanı olan Peygamber, ayağındaki nalını arşın başına taç yapar. En aşağıda olanın, ayakkabının, en yücenin başında taç olması, beyti küçük bir tezat üzerine kurar.

Kaside üç na‘tın en kısa vezinli olanıdır. Aruzun "fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbı, mısraları birkaç kelimelik terkiplere sıkıştırır; bu yüzden beyitlerin çoğu tek bir benzetmeden ibarettir. İkinci beyitte Peygamber dünyayı alan bir hükümdar, üçüncüde suç hastalığına ilaç veren bir hekim, beşincide boyuna elbise biçilen bir sultandır. Beşinci beyitteki elbise, kâinatın onun hatırına yaratıldığını bildiren "levlâke" kudsî hadisinden dokunmuş ipek bir kaftandır; Ali Emîrî nüshasında "vaṣf-ı" yerine "vāṣıf" okunur.

"Mi‘rāc, tāc, tārāc, ‘ilāc" diye giden "-āc" kafiyesi, mahlas beytinde "şikeste-mizāc" (gönlü kırık, mizacı bozuk) sözüyle kapanır. Şair, rahmet denizinden faydalanacak muhtaçlar arasında kendine de yer ister; önceki iki na‘tta açıkça şefaat dileyen Sâhib, burada kendini muhtaçların kalabalığına katmakla yetinir.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 52-53, kaside 4 "Na‘t-ı Şerîf-i Nebevî" (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 3b; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 2a; İÜ Ktp. T. 738, vr. 2b); ayrıca s. 13 (4. beyit). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar