Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḥamdu li’llāh yine bir müjde dili şād eyledi
Rūz-ı ġam endūzumı mānend-i a‘yād eyledi
Pertev-i nūr-ı meserretle derūnum itdi yer
Şem‘-i tebşīrin şeb-i ṭab‘a żiyā dād eyledi
Eyleyüp hanzalı mizāc telḫī-i ġamdan biri
Ḫāṭır-ı vīrānemi dükkān-ı ḳannād eyledi
Bir nüvīd-i ḫoş-edā-yı ruḥ-baḫşādur bu kim
İstimā‘ı ḳuvvet-i endūhı ifsād eyledi
Bir nüvīd-i dil-güşādur ki bu ṣaḥn-ı sīnede
Ḫāne-i ḥüzni yerinden yıḳdı ber-bād eyledi
Ḳoymadı kāḫ-ı kederden dilde ās̱ar-ı ẓılal
Yerine bir ḳaṣr-ı ‘işret-ḫāne bünyād eyledi
Līk aṣlın bilmemekle bu nüvīd-i dil-keşüñ
Sā’il-i endīşe benden ḫayli ib‘ād eyledi
8-17. beyitlerin bulunduğu s. 55, tezin açık erişimdeki dijital kopyasında yer almıyor. Topal'ın inceleme bölümünde sade imlâyla alıntıladığı 11, 14 ve 16. beyitler aşağıda o biçimiyle verilmiştir.
Mülk-i Bağdâda murâd üzre olup te’min-bahş
Hazret-i Sultan Murad’ın rûhunı şâd eyledi
İtdiği âsâyiş ü hüsn-i nizâmı bî-riyâ
Ne Nizâmü’l-Mülk idüp ne İbn Abbâd eyledi
Rahşına ruh-ı musavverdür disem şâyestedür
Sûret-i îrâs-ı şerm-i rûh-ı Bihzâd eyledi
18. beyitten itibaren metin yeniden tezin tenkitli metninden verilmiştir.
Beẕl ü ‘aṭāda be ḳavli nābī-i cennet-māṣīr
Ḫalḳı iḥsānı ile ḳul itdi āzād eyledi
Her yere kim baṣdı pā neşv ü nemā-yı himmeti
Her ḫas-ı ḫāşāke bir serv itdi şimşād eyledi
Ṣubḥ-ı iclāli uyardı çeşm-i baḫt-ı ‘ālemi
Necm-i iḳbāli uyutdı dehri irḳād eyledi
Ḳahramān-ı zūr-āverdür ki ‘azm-i rezmini
Leşker-i a‘dāya ne Rüstem ne Güşvād eyledi
Rezmini vaṣf idicek şeh-nāme-ḫān-ı rūzgār
Heft-ḫān-ı Rüstemi eñ soñra īrād eyledi
Eylediyse her ne semte ‘izz ü devletle sefer
Rūḥ-ı pāk-i evliyā bi’l-cümle imdād eyledi
Rāyet-i iḳbāline innā fetaḥnā-ḫān olup
Himmet-i merdān aña her yerde is‘ād eyledi
Ḳuṭb-ı gerdūn-ı sa‘ādetdür ki çetr-i baḫtına
Himmet-i ḫāṣṣ-ı ricālü’l-ġayb-ı evtād eyledi
Kāh Baṣra kāh Baġdada olup te’mīn-baḫş
Eşḳıyā-yı şehre zevī zūrı ber-bād eyledi
Cūy-bār-ı saṭvetin cārī idüp ol mülke de
Cā-be-cā iṭfā-yı nār-ı ẓulm-i ekrād eyledi
Seyr idince tīġ-i āteş-tābını İbn-i Yebiḥ
Yüz dutup rāh-ı firāre terk-i ecnād eyledi
‘Āḳıbet irmek temennāsıyla başı devlete
Cān atup rū-māle-i dāmād-ı cellād eyledi
Rāh-ı idbāre ḳoyup pā Türkīye iḥdā başın
Ḥāṣılı ḳayd-ı cihāndan başın āzād eyledi
İtdügi izār-ı toḫm-ı ḫīşe vü ġadr u cevrden
Rās-ı maḥṣūlı mücāzāt ile iḥṣād eyledi
Bā-ḫuṣūṣ ol kūh-ı Sencār-ı şeḳāvet zār kim
Ḳavm-i eşrārını cāy baġi vü ifsād eyledi
Ya‘ni ol ḳavm-i Yezīdān-ı ḍalālet-pīşe kim
Ḫānedān-ı Aḥmed-i muḫtāra bī-dād eyledi
Nice yüz yıldan iṭā‘atden çıḳup ol ḳavm-i şūm
Ḳaṭ‘-i reh sefk-i dimā ‘iṣyānı mu‘tād eyledi
‘Āḳıbet ol āṣaf-ı dādār-ı Ṣāḥib merḥamet
Şefḳat-i feryād u āh-ı ehl-i feryād eyledi
Eyleyüp tedmīr yine himmetle ‘azm ol fırḳanuñ
Çetr-i ‘izzetle o kūha ḍarb-ı evtād eyledi
Bundan aḳdem gerçi kim nice vezīrān-ı selef
Fetḥine sa‘y eyleyüp tertīb-i ecnād eyledi
Līk bu fetḥ ü ẓafer birine olmayup naṣīb
Āteş-i ḥasret ü cūdın yaḳdı īḳād eyledi
Ḥamduli’llāh kim o kūha şimdi ol ‘ālī-himem
Tīşe-i himmetle resm-i kār-ı Ferhād eyledi
Aldı şāh-ı Kerbelānuñ intiḳāmın ḫaṣmdan
Ḳırdı ol ḳavm-i ḍalālet-pīşeyi dād eyledi
Ġayret-i dīn-i mübīni eyledi icrāya sa‘y
Ḫānedāna ḫizmet ile bir güzel ad eyledi
Ḍarb u fetḥüñ sillesiyle sīne-i a‘dā-yı dūn
Dā’ireāsā fiġāne geldi feryād eyledi
Āṣafa bu bende-i iḳbāl-cū Ṣāḥib ḳuluñ
Rūz şeb kim medḥüñi tekrāra mu‘tād eyledi
İrticā-yı izdiyād-ı devlet ü iḳbālüñi
Her ‘aḳīb-i farżda taḳdīm-i evrād eyledi
Bir ġulām-ı kemterīndür ki çoḳdan nāmını
Bendegānuñ defterine yazdı a‘dād eyledi
Şimdi bu fetḥ-i meserret-baḫşā kim tāriḫ içün
Sāḥa-i endīşede çoḳ fikr-i īrād eyledi
Bir beşīr irdi beşāretle didi tāriḫini
Fetḥ idüp Sencārı ol iḳlīmi ābād eyledi
Günümüz Türkçesiyle
1. Allah'a hamdolsun, yine bir müjde gönlü sevindirdi; gam biriktiren günümü bayramlar gibi yaptı.
2. Sevinç nurunun ışığı içime yerleşti; müjde mumu yaratılışımın gecesine aydınlık verdi.
3. Ebucehil karpuzu gibi acı mizaçlı olan, gamın acılığından biri (sayılan) yıkık gönlümü şekerci dükkânına çevirdi.
4. Bu, hoş sesli, can bağışlayan bir müjdedir ki duyulması kederin gücünü bozdu.
5. Bu, gönül açan bir müjdedir ki göğüs avlusundaki hüzün evini yerinden yıktı, yerle bir etti.
6. Gönülde keder sarayından gölge izi bırakmadı; yerine bir eğlence köşkü kurdu.
7. Ama bu gönül çeken müjdenin aslını bilmediğim için, düşünce dilencisi (merakım) beni epey uzaklara sürükledi.
11. Bağdat ülkesinde istenildiği gibi güven sağlayarak Hazret-i Sultan Murad'ın ruhunu şad etti.
14. Gösterişsizce sağladığı asayişi ve güzel düzeni ne Nizâmülmülk yaptı ne İbn Abbâd.
16. Atına canlı bir resimdir desem yakışır; (o at) Bihzâd'ın ruhuna utanç veren bir suret oldu.
18. Varacağı yer cennet olan "nâbî"nin sözü üzere, bağışta ve cömertlikte halkı iyiliğiyle kul etti, (kulları) azat etti. (Neşirde küçük harfle yazılan "nābī"nin şair Nâbî'yi mi, Peygamber'i mi kastettiği açık değildir.)
19. Himmetinin büyüyüp gelişmesi ayak bastığı her yerde her çerçöpü bir selvi, bir şimşir yaptı.
20. Yüceliğinin sabahı dünya bahtının gözünü uyandırdı; ikbalinin yıldızı zamanı uyuttu, dinlendirdi.
21. Güçlü bir kahramandır ki düşman ordusuna savaş azmini ne Rüstem gösterebildi ne Güşvâd.
22. Zamanın Şehnâme okuyucusu onun savaşını anlatınca, Rüstem'in Yedi Hanı'nı en sona bıraktı.
23. Şan ve devletle hangi yöne sefer ettiyse, evliyanın temiz ruhları hep birlikte yardım etti.
24. İkbalinin sancağına "innâ fetahnâ" okunurken, erenlerin himmeti ona her yerde yardımcı oldu.
25. O, saadet göğünün kutbudur ki, bahtının çadırına gayb erenlerinin seçkinlerinin himmeti kazık oldu.
26. Kâh Basra'da kâh Bağdat'ta güven sağlayarak şehrin eşkıyasının gücünü kuvvetini yerle bir etti.
27. Heybetinin ırmağını o ülkeye de akıtıp Kürtlerin zulüm ateşini yer yer söndürdü.
28. İbn-i Yebih onun ateş saçan kılıcını görünce, kaçış yoluna yüz tutup askerini bıraktı.
29. Sonunda devlete erişmek dileğiyle başını, canını atıp cellat damadının mendiline sundu.
30. Ayağını gerileme yoluna koyup başını Türklüğe armağan etti; kısacası başını dünya bağından azat etti.
31. Kendi ekip ektiği hile ve zulüm tohumunun ürün başını cezayla biçti. (Mısranın okunuşu ve anlamı belirsizdir.)
32. Hele o eşkıyalık yeri Sencar dağı ki, kötülerin topluluğunu azgınlık ve fesat yuvası yaptı.
33. Yani o sapkınlığı huy edinmiş Yezîdîler topluluğu ki, seçilmiş Ahmed'in (Peygamber'in) hanedanına zulmetti.
34. O uğursuz topluluk nice yüz yıldır itaatten çıkıp yol kesmeyi, kan dökmeyi, isyanı âdet edinmişti.
35. Sonunda o adaletli, merhamet sahibi vezir, feryat edenlerin feryadına ve âhına şefkat gösterdi.
36. O topluluğu yok etmeye yine himmetle azmedip, izzet çadırıyla o dağa kazık çaktı.
37. Gerçi bundan önce eski vezirlerin pek çoğu onun fethine çalışıp asker düzenledi.
38. Ama bu fetih ve zafer hiçbirine nasip olmayıp hasret ateşi varlıklarını yaktı, tutuşturdu.
39. Allah'a hamdolsun ki o himmeti yüce (vezir) şimdi o dağda himmet külüngüyle Ferhad'ın işini yaptı.
40. Kerbelâ şahının (Hz. Hüseyin'in) intikamını düşmandan aldı; o sapkın topluluğu kırıp adaleti sağladı.
41. Apaçık dinin gayretini yerine getirmeye çalıştı; (Peygamber) hanedanına hizmetle güzel bir ad bıraktı.
42. Vuruşunun ve fethinin tokadıyla alçak düşmanların göğsü def gibi inlemeye başladı, feryat etti.
43. Ey Âsaf (gibi vezir), ikbal arayan bu bende, kulun Sâhib, gece gündüz seni övmeyi tekrarlamayı âdet edindi.
44. Devletinin ve ikbalinin artmasını dilemeyi her farz namazın ardından okunan virtlerin önüne koydu.
45. En aşağı kölelerinden biridir ki adını çoktan bendelerinin defterine yazdı, sayıya kattı.
46. Şimdi bu sevinç veren fethe tarih düşürmek için düşünce meydanında pek çok fikir getirdi.
47. Bir müjdeci müjdeyle geldi ve tarihini söyledi: "Sencar'ı fethedip o iklimi şenlendirdi."
Edebî ve Tarihî Yorum
Kasidenin başlığı konusunu açıkça verir: "Mükerrem vezir Bağdat valisi Hasan Paşa'nın Sencar seferi gazası hakkında". Yirmi yıla yakın Bağdat valiliği yapan Eyüplü Hasan Paşa, 1116 (1704) yılında bu göreve gelmiş, 1136'da (1724) ölünceye kadar bölgedeki âsi aşiretlerle uğraşmıştı. Sâhib'in övdüğü sefer, Sencar (Sincar) dağında yaşayan Yezîdîler üzerinedir. Son beyit bir tarih beytidir; "Fetḥ idüp Sencārı ol iḳlīmi ābād eyledi" mısraı, yaygın imlâyla ebced hesabına vurulduğunda 1126 (1714) sayısını verir. Topal mısraın değerini hesaplamaz; hesap bize aittir ve yazmadaki imlâ görülmeden kesinleşemez. Bu tarih Hasan Paşa'nın valilik yıllarına uyar.
İlk yedi beyit, haberin henüz ne olduğu söylenmeden bir müjdenin gönülde yarattığı değişimi anlatır: acı ebucehil karpuzu gibi olan gönül şekerci dükkânına, keder sarayı eğlence köşküne döner. Sekizinci beyitten on yedinciye kadarki kısım, tezin açık erişimdeki dijital kopyasında 55. sayfa bulunmadığı için okunamadı. Topal'ın inceleme bölümünde alıntıladığı üç beyit bu kısmın konusunu gösterir: Hasan Paşa Bağdat'ta güveni sağlayarak "Sultan Murad"ın, büyük ihtimalle şehri 1048'de (1638) fetheden IV. Murad'ın ruhunu sevindirmiş, adaletiyle Selçuklu veziri Nizâmülmülk'ü ve Büveyhî veziri İbn Abbâd'ı geride bırakmış, atı minyatür ustası Bihzâd'ı utandıracak kadar güzeldir. Topal bu kısımda Cem, Kahraman, Neriman, Sührab, Efrasiyab, Zâl, İsfendiyar, Kârûn ve Sâm gibi İran destan kahramanlarının da anıldığını belirtir.
Seferin anlatımı gerçek ile destanın iç içe geçtiği bir dille ilerler. Rüstem'in Yedi Han'ı, Hasan Paşa'nın savaşları yanında en sona kalır; dağa çadır kazıkları çakılırken Ferhad'ın külüngü hatırlanır. Kasideye kendine özgü rengini veren düşünce otuz üçüncü ve kırkıncı beyitlerdedir: "Yezîdân" adı, şairi Kerbelâ'da Hz. Hüseyin'i şehit ettiren Yezid'e götürür ve Yezîdîlerin yenilmesi Kerbelâ'nın intikamı olarak sunulur. Topal da bu beyitlerde Yezid'in Kerbelâ yüzünden düşman olarak anıldığını belirtir. Bu bağlantı tarihî bir gerçeği değil, adın çağrışımına dayanan bir şiir mantığını yansıtır. Yirmi yedinci beyitte söndürülen "ekrâd zulmü", yirmi sekizinci beyitte kaçan "İbn-i Yebih" de seferin yerel muhataplarıdır; İbn-i Yebih'in kim olduğunu neşir açıklamaz.
Son bölümde şair kendini Hasan Paşa'nın bendeleri arasına yazdırır: adı çoktan kulların defterindedir, her farz namazdan sonra paşanın ikbali için dua eder. On sekizinci beyit, insanın iyiliğin kulu olduğu yolundaki yaygın sözü hatırlatır ve "kul etmek" ile "azat etmek"i aynı mısrada karşı karşıya koyar; sözün sahibi olarak anılan "nābī", Sâhib'in gazellerinde üstat bildiği Nâbî de olabilir, Peygamber (nebî) de. Hüsameddin'in kaydına göre Sâhib, 1125'in sonunda koruyucusu Hacı Ahmed Paşa'yla birlikte Amasya'ya sürülmüş, 1126'da Sivas naibi olmuştu; kasidenin İstanbul dışında geçen bu yıllarda bir intisap arayışıyla yazılmış olması mümkündür, ama metin buna dair bir şey söylemez. İstanbul Üniversitesi'ndeki iki nüshada yer almayan kaside, Topal'ın neşrine Ali Emîrî yazmasından (vr. 4a) girmiştir. Remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbında yürüyen metinde, kırk dördüncü beytin ilk mısraı için neşirde "vezin bozuk" notu vardır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 11, s. 229-232 (e-kitap s. 427-428), "Sâhib Mehmed Efendi-Pîrîzâde" maddesi. https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page427.html
Akademik çalışmalar
- Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 54-59, kaside 5 (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 4a); ayrıca s. 19-21 (11, 14, 16, 21, 33, 39 ve 40. beyitler). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014
- Feridun Emecen, "Hasan Paşa, Eyüplü", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 16, İstanbul 1997, s. 336-337. https://islamansiklopedisi.org.tr/hasan-pasa-eyuplu
Çevrimiçi kaynaklar






