Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün

Ey ẕāt-ı pāki mefḫar olan kā’inātda
V’ey ḥükm-i şer‘ī dā’ir olan şeş-cihātda
Sensin o tāze ġonca gül-i bī-ḫazān kim
Olduñ şigüfte gülşen-i tevḥīd-i ẕātda
Sensin o māh-ı leyle-i isrā-yı ḳurb kim
Seyyārelerde nūr-ı ruḫuñ s̱ābitātda
Sensin ḫamīr-i māye-i īcād-ı kā’ināt
Sen olmasañ ḳalurdı dü-‘ālem fevātda
Terk itdigüñçün oldı bu dünyā fenā-peẕīr
Meyl itdigüñçün oldı o ‘ālem s̱ebātda
Sāyeñ cihāna māye-i ẓıll-ı ilāhdur
Her çend mümteni‘se de bu mümkinātda
İtdi seni hezār taḥiyyāt ile Ḫudā
Şāyān-ı feyż-i luṭfı selām u ṣalātda
Ey dest-gīr-i ümmet-i bī-dest ü pāy-ı cirm
V’ey reh-nümā serā’ir-i ẕāt u ṣıfātda
Ṣāḥib ḳuluñ şefā‘at ider senden irticā
Şermende ḳoyma anı meyān-ı ‘uṣātda

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey temiz zatı kâinatta övünç kaynağı olan, ey şeriat hükmü altı yönü (bütün dünyayı) kuşatan (Peygamber)!

2. Sen o hiç güz görmeyen gülün taze goncasısın ki, zatın birliği gül bahçesinde açıldın.

3. Sen yakınlık İsrâ'sı gecesinin ayısın ki, yüzünün nuru gezegenlerde ve sabit yıldızlardadır.

4. Sen kâinatın yaratılış mayasının hamurusun; sen olmasan iki âlem yokluk içinde kalırdı.

5. Sen terk ettiğin için bu dünya yok olmaya mahkûm oldu; sen meylettiğin için o âlem kalıcılık buldu.

6. Gölgen, dünyaya Allah'ın gölgesinin mayasıdır; gerçi bu mümkün varlıklar âleminde (senin gölgen) imkânsız olsa da.

7. Allah seni binlerce selamla, salât ve selamda lütfunun feyzine layık kıldı.

8. Ey suçtan eli ayağı tutmaz olmuş ümmetin elinden tutan, ey zat ve sıfatların sırlarında yol gösteren!

9. Kulun Sâhib senden şefaat umar; onu asiler arasında mahcup bırakma.

Edebî ve Tarihî Yorum

Altıncı beyit, kısa na‘tın en ince düşüncesini taşır. Peygamber'in gölgesi dünyaya "ẓıll-ı ilāh", yani Allah'ın gölgesi olmanın mayasıdır; ama şair hemen ardından bu gölgenin, mümkün varlıklar âleminde "mümteni‘", yani imkânsız olduğunu söyler. Divanda bundan hemen önce gelen na‘tta Peygamber'in bedeninin gölge düşürmediği rivayeti işlenmişti; burada aynı rivayet bir çelişki gibi kurulur ve çözülür: görünür bir gölgesi yoktur, ama dünyaya inen her ilahî gölgenin kaynağı odur. "Ẓıll-ı ilāh" sözünün padişahlar için de kullanılan bir unvan olduğu düşünülürse, beyit asıl hükümdarlığın kime ait olduğunu da ima ediyor olabilir; bu ima metinde açıkça söylenmez.

Dördüncü beyit, kâinatın Peygamber hürmetine yaratıldığını bildiren "levlâke" kudsî hadisine dayanır; Topal bu beyti divandaki din anlayışını gösteren örnekler arasında, "Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım" sözüne işaret ettiği için anar. Üçüncü beyit Mi‘rac gecesine, Peygamber'in Allah'a en yakın olduğu ana döner: o gecenin ayının nuru, hem gezegenlere (seyyâreler) hem sabit yıldızlara (sâbitât) yayılmıştır. Hareket eden ile duran yıldızların bir arada anılması tezat ile tenasübü birleştirir. Beşinci beyitte aynı karşıtlık dünya ile ahiret arasında kurulur: Peygamber'in terk ettiği dünya fânidir, yöneldiği âlem kalıcıdır.

Dokuz beyitlik kaside "-ātda" ses grubuyla kafiyelenir (kā’inātda, şeş-cihātda, ẕātda, s̱ābitātda…) ve aruzun "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Sekizinci beyitteki "bī-dest ü pāy", suçun ağırlığı altında eli ayağı tutmaz olmuş ümmeti anlatır; "dest-gīr" (el tutan) kelimesiyle yan yana gelince el imgesi beyti baştan sona bağlar. Topal bu beyti, kasidelerde terkiplerin uzayıp dilin süslendiği yerlere örnek gösterir. Mahlas beytinde istenen, önceki na‘tta olduğu gibi şefaattir; bu kez Sâhib kendini sorgu meydanında değil, asiler kalabalığının ortasında utanç içinde düşünür.

Kaynakça

  • Meral Topal, Pîrî-zâde Mehmed Sâhib Hayatı, Edebî Kişiliği, Eserleri ve Divanı'nın Tenkitli Metni, Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2004, s. 50-51, kaside 3 "Na‘t-ı Şerîf-i Nebevî" (Millet Ktp. Ali Emîrî Manzum 243, vr. 3a; İÜ Ktp. T. 1710/6, vr. 1b; İÜ Ktp. T. 738, vr. 1b); ayrıca s. 5 (8. beyit) ve s. 13 (3. ve 4. beyitler). https://openaccess.firat.edu.tr/handle/11508/16014

Çevrimiçi kaynaklar